O zamanların yani sur içine yerleşmiş kasabanın dışarıya açılan üç ana kapısının olduğunu biliyoruz.
Yeni mahalle taraflarındaki Kız Kapısı, deniz kıyısında, Yalı’ da At Kapısı, çarşı girişinde Kaneri Ağzı kapısı.
Ahali, o dönemlerde bu kapılardan nasıl girerdi nasıl çıkardı ne işlerle uğraşırdı tam olarak bilemem ama.
Şimdilerde Kaneri ağzından orta cami tarafına, oradan da çarşıya gidip gelmek çok zorlaşmış diyeceğim de ahalinin çoğunluğu daha da ileriye gidip, artık oralar geçit vermez oldu diyor. Aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya tamamı 100-150 metre olan bu yolu zamanlıca geçip bir yere varmak neredeyse imkânsız hale gelmiş.
Yerel basının emekçileri bunu sadece iddia etmekle kalmıyorlar. Durumu netçe görmemiz için fotoğraflarla gözümüzün içine sokuyorlar.
Yolların yetersizliğine, araçların fazlalığına, motosiklet sürücülerinin kural tanımaz hallerine, işe giriş çıkış saatlerinde kasaba yollarında haddinden fazla araç yoğunluğunun oluşmasına, hatta havaların güzel olduğu hafta sonu günlerinde İstasyondan İskele Camisinin önüne kadar olan yolu araçla yarım saat kırk dakikada geçememeye de alışılmıştı.
Ama sözü getirmek istediğimiz meselenin temelinde; tüm bunlarla alakası olmayan, insan denilen bazı canlıların beyin gelişimlerini tamamlayamamış olmalarından doğan zararlı davranışları var.
Kasabada bir yere ulaşmakta değil de ulaşamamakta şehir magandalarının görgüsüzlüğü, terbiyesizliği ve vurdumduymaz davranışları, kasabalının tahammül sınırlarını son kertesine getirmiş.
Yol üzerinde yan yana iki sıra üç sıra, kavşaklara dönüşlere gelişigüzel park edilerek bırakılıp gidilen araçlar, park etmenin yasak olduğu yerlere konulan plastik babaları kırıp döküp oralara park eden araç sahipleri tıkanan trafiğin pişkin utanmaz kahramanları olmaya devam ediyorlar.
O yolları kullanan yayalar, araç sürücüleri bu duruma uzun zamandır isyan ediyorlar, ediyorlar da ortaya bu çığlıkları duyacak çözüm bulacak ne bir makam ne de bir yetkili çıkıyor.
…
Surlarla çevrili kasabanın denize ve sur dışına açılan kapıları oldukça büyük öneme sahipti.
At kapısı sur içini denizle buluşturuyordu. Limana ulaşmanın denize açılmanın ilk adımıydı. Kız Kapısı kasabanın tarım ve hayvancılık işleri için dışa açılan kapısı olarak bilinirdi.
Bir de Kaneri Ağzı Kapısı vardı ona ayrı bir parantez açmak gerekir, hepsinden daha fazla önemliydi.
Ayrıca tarihi Aya Sofia bizim Orhan Gazi veya Orta Camimiz ile Kaneri ağzı arasındaki bölge, meraklısı için öncesiyle sonrasıyla önemli bir bölgedir.
Kanara kelimesi antik çağ, orta çağ zamanlarında kullanılan bir kelime.
Mezbaha, hayvan kesilen yer anlamına geliyor.
Şehre getirilen canlı hayvanların kesim güvenlik ve sağlık gibi nedenlerle sur içine girmeden önce son kez denetlendiği, ayrıca her türlü ticari malzemenin girişinin çıkışının yapıldığı, zamanla halkın diline Kaneri Ağzı olarak yerleşen bu kapı için yazılı kaynaklar, şehre giriş ve çıkışlarda en yoğun kullanılan yer olduğunu söylüyor.
…
O günlerde, kimlerin talimatıyla açılıp kapandığını bilmediğimiz o kapılardan, bugünlerin kapısız ve duvarsız dönemlerine ulaştık. Bizim kuşağımız, buraların son elli altmış yıldaki dönüşümünü bizzat gördü, yaşadı ve bu değişime tanıklık etti.
Ama kasabada yaşları bizden büyük olan önceki kuşaklara, sizin bildiğiniz bizim yetişemediğimiz dönemlerden bu zamana kadar buralarda neler nasıl değişti? diye sorduğunuzda.
Önce, zamanın çok hızlı geçtiğine gönderme yaparak her şey baş döndürücü bir hızla oldu cevabını veriyorlar.
Kasabanın kasaba gibi olduğu zamanlarını yaşayan ve çocukluğunu, gençliğini kasabada geçiren kasaba sevdalılarına, o günlerin kasabasının herhangi bir yerinden söz açtığınızda.
Önce gözlerini uzaklara çeviriyorlar, belli ki hafızalarında o günlerden bazı fotoğraflar canlanıyor, duygulanıyorlar, boğazları düğümleniyor, yutkunmakta zorlanıyorlar.
…
Orta Camiden çarşı girişine kadar geldiğinizde yol üçe ayrılır. Hangisinden giderseniz gidin önünüze bir cami çıkar. Sağınıza Berber Etal’in dükkânını alıp aşağıya, denize doğru yürürseniz kendinizi İskele Camisinin önünde bulursunuz.
Dümdüz gidip uzun çarşının içine girerseniz ileride sağda Ağa Camisi vardır. Eğer Pazaryerine doğru gitmek isteyip hamam üstüne doğru yürürseniz orada da Ali Molla camisini görürsünüz.
Eskileri hatırlamak, hatırlatmak için bir yerlerden bazı kişilerden bahsederek söze girdim. Sözünü ettiğim şeylerin hiçbiri yerlerinde olmadığı halde, gayrı ihtiyari ellerimle bir yerleri göstermeye başladım.
Camcı Şükrü’nün, Pideci Yılmaz’ın dükkânı diyerek sözü girip Tekerek Ahmet’in tuhafiyeci dükkânından, Çakmak otelinin altındaki Sümerbank mağazasından devam edip sohbetin girizgâhını yaptım.
Her söylediğimi başıyla tek tek onayladı.
Hemen yan tarafta Dünya Sinemasına çıkılan dar sokak aralığından sonra Terzi Sinan’ın Terzi Şeref’in dükkânlarından, Oğlu’ nun Memet dedikleri Kunduracı dükkânından söz ederek sözü Kaneri Ağzı kapısının duvar dibindeki Berber Metin’in berber dükkânına kadar getirdim.
Bana döndü, bu söylediklerinin hepsi doğru, tamam ama ben sana buraların daha öncelerini, buralar nasıldı kimler vardı, neler yaparlardı epeyce bir öncesini anlatayım dedi.
Derinden bir iç geçirerek, ya birader, kimler geldi kimler geçti be dedi.
…
Kasaba sevdalısı, döğme büyüme o semtin evladı Bahriyeli Muammer,
Bak şimdi dedi.
Orta Caminin hemen yan tarafında Terzi Mahmure ablanın evi vardı diyerek Orta Caminin yanından, aynı sıradan aşağıya doğru Kaneri ağzına doğru anlatmaya başladı. Mahmure abla hiç evlenmemiş, Annesiyle birlikte yaşarmış, çoluğu çocuğu yokmuş. Onlardan sonra o ev yıkılmış. Çok sonralarda aynı yerde Genç Su satış yeri açılmış.
Onun yanından aşağıya doğru inen sokaktan sağlı sollu iki koldan Yalı Caddesine inilirdi, aynı yol aynı haliyle şimdi de var, dedi.
Çarşıya kadar uzanan caddenin sağ tarafındaki binaları, o binaların sahiplerini anlatmaya başladı.
Arif Ağalar lakaplı ailenin evlerinin yerinde şimdi o civarın büyük binalarından biri sayılabilecek, altında dükkânlar olan apartman varmış. Aklına o apartman yapılmadan önce eski evin ön tarafındaki büyük meyve bahçesi geldi. Öyle bir meyve bahçesiymiş ki içinde olmayan meyve ağacı yokmuş. Ağacından kopartıp yedikleri meyvelerin lezzeti tadı hala damağımdadır dedi, o meyve bahçesi unutulacak gibi değilmiş.
O binanın yanındaki Caferlerin evini, onun yanındaki ahşap eski bir evi hatırladı, Ali Genç’in ilk su işine orada başladığını o eski evi depo olarakta kullandığını söyledi.
Sırasıyla Nakkaşın, yanındaki Marangoz İbrahim Şahin’in evini onun yanındaki Balıkçı Nail’in, yanındaki Oktay - Yıldıray Demircioğlu kardeşlerin baba evlerini sıraladıktan sonra, son evin Sarı İzzetin evi olduğunu söyleyerek hepsini yerlerinde duruyorlarmış gibi yan yana dizdi Kaneri Ağzına kadar geldi.
Kasabanın en önemli bölgelerinden birini kendi semtini eksiksiz hatırlamak istiyordu, bu seferde aşağıdan yukarıya doğru sıra evleri anlatmaya başladı.
Kaneri Ağzından Orta Camiye doğru giden caddenin karşı tarafına geçti,
O zamandan buyana yerinde olan merdivenlerin bir tarafında Vesile Dikmen’in evi karşısında Ebenin Tevfik Kaptan’ın Anasının evi varmış. Tevfik Kaptanın Anası belediye ebesiymiş, o sebepten Ebenin Teyfik derlermiş. Konakların Hasan binasını yıktıktan sonra oraya Konak Açıkhava sinemasını açmış.
Yanındaki büyük arazinin içindeki büyük ahşap konakta, Uncuların Adnan uzun zaman yaşamış. Efendi, sayılan, sevilen birisiymiş, sağlam içermiş.
Şimdi orada yani Ebenin Teyfik Kaptanın anasının evinin, Konak sinemasının, büyük ahşap konağın hepsinin olduğu yerde tek bir bina var çarşının en büyük büyük Pasajı var, dedi.
O zamanlarda kasabanın çarşısı çarşıydı, ticaret yapılan yerdi, mahalleleri ikamet edilen yerlerdi.
Anadolu’nun birçok yerinde aileler binalarının zemin katındaki dükkânlarında ticaret yaparken üst katlarındaki evlerinde ikamet ederler.
Bu durum kasabada pek görülmezdi iş ve ev ayrı ayrı yerlerde olurdu.
O pasaj yokken orada sıra dükkânlar varmış. Nakkaşın boyacı dükkânı, Topal İsmail’in İsmail Şahin’in kunduracı dükkânı oradaymış. Öncesinde Leblebici Davut Ağa’nın da Yağcı Marem’in de, Kasım’ın Kurabiyeci dükkânı da oradaymış.
Az ileride Gazozcu Şevketin gazozcu dükkânı varmış. Gazozu burada imal eder satarmış.
Buradan sonrası da zaten hamam üstü oluyormuş, Camcı Şükrünün dükkânının olduğu yer Hamam Üstü sayılırmış.
Kaneri ağzı denilen bölge, aşağıdan tanımlarsan Uzun çarşının bitiminden başlar, yukarıdan bakarsan Uzun Çarşının bitiminde biter.
Sınır çizgisi çok nettir, bellidir Tekereklerin dükkânından yukarıya doğru soldan Hamam üstüne, sağdan sahile (iskele camisi tarafına) inilir. Buradan Orta Cami'ye doğru ilerleyip büyük pasajın ilerisindeki Cizalı Mahallesine çıkılan merdivenler ile onun karşısındaki eskiden Berber Metin'in, sonrasındaki Kaneri Hazır Giyim mağazasının olduğu yere kadar olan alan kasabanın önemli merkezlerinden Kaneri Ağzı’dır.
Orta Camiden başlayıp sağ taraftan aşağıya kadar geldik, şimdi karşı taraftan yukarıya doğru gidelim dedi.
Merdivenlerin sol başındaki Vesile Dikmen’in evini söylemişti.
Yan tarafındaki Şekerci Niyazi’nin onun yanında Ata Cimit’in evinin olduğunu, onların yanındaki boşluktan sonra Nüfus’ cunun evini, Fikri Oğuz’un evinden sonrada Deli Şadan’ın evini bir çırpıda sıraladı.
Bu evler caddeye sıralanmışlardı. Evlerin kimisine caddeden merdivenlerle çıkılarak, kimisine de arkalarındaki bahçelerden geçilerek girilirmiş.
Bu sıra evlerden sonra Orta Cami en fazla değişime uğrayan neredeyse eski durumunda eser kalmayan yerine, şimdi Sümer taksi durağının olduğu bölgeye geldi.
Değişimi tam olarak anlatabilmek için,
Şimdiki Sümer taksi durağının olduğu yerde Lokantacı Musa - Sezgin kardeşlerin Anneleri Müfide Abla’nın evi vardı, dedi. Gümrükçü Rıfkı’nın, Yağcı Marem’in, Av. Ayhan Ünsalan’ın babasının evi de o bölgedeymiş, hepsi de bahçe içinde olan evlermiş.
Zaten şimdiki Sümer taksinin durak kulübesinin etrafında dönüp Akarca mahallesine doğru bir gidiş bir geliş olarak ayrılan yollarda yokmuş
Zamanında Akarca Mahallesi'ne girmek için kullanılan tek yol; Orta Cami semtinin sembolü olan Tarı Bakkaliyesi ‘nin tam karşısından başlayan, Ali Cıbır ile Bey Baba'nın babasının bahçe içindeki evlerinin önünden geçen sokaktı ve oradan başka bir girişi yoktu, dedi.
…
O zamanlardan bu yana kasabada çok şey değişti. Kasabanın evlerinin tamamına yakınının önlerinde veya arkalarında bahçeleri vardı. Bahçesiz ev neredeyse yok denilecek kadar azdı.
Bu değişimin içerisinde yemyeşil kasabandan eser kalmaması kasaba sevdalılarının canını en çok acıtan şeylerden yalnızca bir tanesidir.
Hep birlikte bağı bahçesi, yeşili bol kasabamızı, Gri renge teslim ettik, ne kadar övünsek azdır!
Nuri Öztürk