Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir kaset tezgahı ile CHP Genel Başkanlığına getirilmesi de sol da umut arayanların gözünden kaçtı.

Bilinçliydi belki de bu gözden kaçırılış.

Çünkü, CHP'nin iktidara yürüyebilmesi için bir kan değişikliğine gerek vardı.

Kılıçdaroğlu o umut oldu.

Umut oluşunu partide yapacağı antidemokratik uygulamalara son vereceğine dönük açıklamaları çoğalttı, büyüttü.

Oluşan heyecan ile önseçimli aday belirleme beklentisinin umudunu umut edenlerin umudunun umutsuz bir vakıa olduğu da umursanmadan verilen destek hep sürdürüldü.

CHP dışından gelen psikolojik destekle de şişirilen yelkenler, Kılıçdaroğlu'nun çalışkanlığı ile rüzgar doldu doldu doldu.

Doldu da, iş Hatice'nin dışındaki neticeye gelince sıfıra sıfır elde var sıfır ile baş başa kalındı.

Ortada bir başarı yok.

Kılıçdaroğlu çok çalışıyor. Dolaşmadığı il ilçe kalmadı herhalde. Hatta bir gittiğine bir daha gitti, ilçelerin ardından beldeleri köyleri dolaşmaya başladı.

Sonuç yok sonuç.

Peki neden?

 

CHP, kendi dışından gelen yapıcı eleştirilere de kapalı.

Hatta öfkeleniyor.

Bu eleştirileri hemen 'CHP düşmanı' yaftasıyla püskürttüğünü sanarak, kendi içine dönmeye devam ederken ise gençliği hızlı bir biçimde İşçi Partisi'ne kaptırıyor.

Açıkçası sosyal demokrat gençlik Türkiye Gençlik Birliği'ne (TGB) hızla kayıyor.

Tam bağımsız Türkiye sloganıyla ülke genelindeki tüm demokratik eylemlerde en ön safta duran TGB'nin bu cesaretli çıkışları, umut arayışları hüsrana uğrayan kitleleri de çok etkiliyor.

Görüşüm odur ki, bu ülkenin yurttaşları  İP'in seçim barajına aştığına bir inanırlar ise CHP barajın altında kalıverir.

Bu samimi ve gerçekleri ortaya koyan tespit bile CHP'yi işgal etmiş ve yeni kuşakların etkin ve yetkin olmasından sürekli rahatsızlık duyan ihtiyarları kızdırıyor. Kızgınlık ötekileştirme siyasi anlayışlarını keskinleştirdikçe, 'bizim parti' yerine 'benim partim' yolunda küçülme sürüyor.

Altını bir kez daha çiziyorum:

Türkiye'de sosyal demokrat gençlik İP çizgisine doğru koşuyor.

 

Oysa ortak akıl denen bir gerçek var.

Bu akılda buluşabilmek için "ben" çizgisinden uzaklaşarak ulusal çıkarlar doğrultusunda özveride bulunabilmek gerekir.

Özveri sınır tanımaz.

Çünkü o  öz 'biz'dir.

Biz olabilme felsefesi de ortak aklın emrettiklerini yerine getirmektir.

Taşınan elbiseler değişebilir bu süreçte.

Genel Başkan asker, asker genel başkan da olabilir.

Eskiyen yüzlerden  geriye çekilmeleri istenebilir.

Alınacak radikal kararlar ile  toplumun siyasetten uzak durmasının önüne geçilebilir.

Yeni yüz ve güçlere davetler gönderilebilir.

Çünkü büyümenin ve iktidar alternatifi olabilmenin şartları bellidir.

 

Herkesin bir görüşü vardır.

Kim demiyor ki, 'Ah ben bir başbakan olsam' diye.

Bu 'ah' her makamı barındırıyor.

Milletvekili, belediye başkanı, il genel  ve belediye meclis üyesi, muhtar ve ihtiyar heyeti diye başlayıp, vali, kaymakam tapu müdürü diye devam eder.

Sonuçta bu makamlardan birine oturduğunda yapacaklarını hayal eder insanlar.

Böyle de olmalıdır.

Hayalsiz insan mı olurmuş?

 

CHP'de yenileşmeden yana olanların tespit ettiğim bazı görüşlerinin birinci sırasında; Kemal Kılıçdaroğlu'nun farklı bir siyaset anlayışını ortaya koyarak 'Ben çekiliyorum' demesidir.

İkincisi Emine Ülker Tarhan veya bir başka kadının CHP Genel Başkanlığına getirilmesidir. Ve ardından siyasetteki tüm kadroların gençleştirilmesi, yaşlıların da bir kenara çekilerek ağabeylik-ablalık yapmalarıdır.

CHP'ye sağlanacak bu taze kan da, 50 yaş üzerindeki partililerini geriye çekerek milletvekili, belediye başkanı, il genel ve belediye meclis üyelerinin ayrımsız ve ödünsüz bir biçimde önseçimle belirleneceğinin deklere etmeleridir.

Bu tür kararlar ile siyasetin dışında kalmış veya  itilmiş kadroların ve yurttaşların yeniden aktif siyasetin içinde yer almasının da getirdiği heyecanın büyük bir harekete dönüşeceğidir.

Çok mu zor bunları yapabilmek?

 

Varoşları,  kadınları, gençliği, esnafı, işçiyi ve memuru itilmiş-kakılmış politikaları ile yitiren sosyal demokratların son kuşak gençliği de İP'e kaptırması açıkça ortada iken, 'biz nerede hata yapıyoruz da büyüyemiyoruz?' sorusuna yanıt arayıp bulamamaların sebebi sadece ihtiyarlıktır.

İhtiyarlık huysuzluğuna son vermenin yolu da, jenerasyonun değiştirilmesi ve antidemokratik uygulamalara öncelikle de parti içi demokraside son vermektir.

Fotoğraf budur.

İsteyen görür.

İsteyen de her zaman olduğu gibi kızar, köpürür ve yırtıp atar.