Bu yıl seçim yılı.

Dengelerin sil baştan yapılacağı bu yıl da, elbette ki çevremizde de bir çok değişik gelişmeleri sımsıcak yaşayacağız.

Umutlar.

Vefalar.

Nankörlük.

Duruş.

İlke.

İhanet.

Sevgisizlik.

Kin.

Nefret.

Oyun.

Dans.

Senaryo.

İhtiras.

Numaralar.

Son dakika.

Gelişmeler.

Peşrev.

Düdük.

Dingil.

Abuzittin.

Tehdit.

Seks.

Hesaplar.

Sonrası.

Fareler.

Batık.

Çalımlar.

Brütüs.

Yaşlılar.

Boyalar.

Ah daha neler neler.

Film aynı film elbette.

Tekrarını isimler ve yer değiştirerek izleyeceğiz.

Dolu dolu.

 

2011 seçim yılı dedik ya, “Zübük” noktasındaki hesaplaşmalar merak noktasını oluşturacak.

Zübükler ve seçim.

Ve sindirilmiş  kitlelerin volkan gibi patlayacak tepkileri; seçim teorisyenlerini ve bu teoriler içindeki beklentilerin hayal dünyasında gezinenleri uyandıracak.

İzleyeceğiz yeni oluşumun adım adım iktidara yürüyüşlerini.

Bakalım ne çıkacak  kutudan.

Tavşan mı, kuş mu?

 

Genel seçim yereli de yeniden yapılandıracak elbette.

İl ve ilçe başkanları bekliyor pusuda.

Onların ardında da belediye başkanları.

Hiçbir başkanlık sıfatı olmayanlar da “ya bir umut” beklentisinde.

Yani yarış var.

Önce aday adaylık ve ardından adaylığı elde edebilme mücadelesi.

Bugünkü seçim sisteminde tabansız ve tuzsuz bir süreç işte.

Birbirinin yüzüne gülenlerin içten içe gizli hesaplarını göreceğiz.

Tüm tekmilleriyle.

 

Adının demokrasi olduğu ama tüm antidemokratik yol ve yöntemlerle elde edilecek başarıların içinde yine halk olmayacak.

Halk, genel başkan veya genel merkezlerin belirlediği adaylara “kırk katır mı kırk satır mı?” diye oy verdirilecek.

Hep aynı nakarat.

Bir de tabi ki “zübükler” olayı var.

Bolu’da ortaya çıktı, sonra da Kemal Kılıçdaroğlu seslendirdi:

Zübüklere hayır!..