Kimi olaylarla ilgili kalem oynatmaya kalkmak inanın işkence!

Evet işkence.

Atilla İlhan ne demiş?

“An gelir Atilla İlhan ölür!”

An geldi, Yalçın da öldü.

Evet öldü öldü.

Gece haber geldiğinde hemen Anadolu Hastanesi’ne gittik. Serpil orada oturuyor. Serpil dediğim Kandilli Çamlı’da Recep Usta’nın kızı.  Recep Usta genç yaşta göçüp gidivermişti birdenbire.

Ah ölüm ah!

Ah!..

Recep Usta’nın kızı Serpil daha yakın bir zamanda girmişti dünya evine. O evde mutluluk kerevetleri vardı. Yalçın ile birlikte kurdukları dünyalarında öylesine güzel fotoğraflar verdiler ki.

Ah ölüm ah!

Serpil’i gördüğümde hastanenin giriş bankında “Eyüp Abi, babam aynı Yalçın aynı” dedi.

Baba aynı, Yalçın aynı!

O da şu; baba da erken öldü, Yalçın’da.

Biri baba, diğeri koca ikisi de erken terk edip gittiler Serpil’i.

Ölüm sen kalleşsin.

Kalleş!

 

**

 

Yalçın’ın cenazesinin toprağa verileceği 14 Mayıs’ta da Kandilli’de büyük buluşma vardı. O ki öyle büyük buluşma, çocukluk anılarından başlayıp bir yaşam boyu devam eden bizim kendimiz. Hayatımızın bilgisi.

Bir gün önceden Günay Erdem öğretmen ile sözleşmiş, Ersel  Turan Öğretmenin de Serhan Bayındır’ın götüreceğini konuşmuştuk.

Öyle de yaptık.

Kandilli’de buluştuk hepimiz ki, o hepimiz bizi biz yapan  bizle.

Eşimiz, dostumuz, arkadaşımız, yüreğimiz hepsi oradaydı.

Orada bir kez daha gittik anılarımıza.

Of ya ne kadar çok şey var o dünyada.

Ve hepsi de ortanca çiçekleri gibi tomurcuk tomurcuk.

Yok böyle bir dünya.

İnanın yok.

Yaşayan bilir yaşayan.

Yani biz, Kandillililer…

 

**

 

Yarıda bırakmak zorunda kaldık Kandilli sevdamızı.

Cenaze var.

Cenazede olmak gerek.

Serpil’i bir kez daha gördüm ve ağabeyim Necati Bektaş’ın başsağlığı mesajını iletirken “İstanbul’da ama acınızı paylaşıyor” dedim.

O kadar.

Daha başka ne olsun.

Yalçın gitti.

Bizim Serpil de, babası ve kocasının başına gelenlerin acısı ile baş başa kaldı.

Başın sağ olsun Serpil.

Başın sağ olsun.

 

Allah annen ve sana uzun ömürler versin.