CANI YANAN
Eyüp BEKTAŞ
İbrahim Efe Caddesi?nin kaderine terk edildiğini ve sahipsiz kaldığını ifade eden yazım bazı yetkili dostlarımı üzmüş.
Olabilir.
Kimsenin üzülmesini elbette istemem.
Aynı şekilde üzülmek de.
Kanalizasyon atıklarının içinde yaşamaya tutsak edilmenin ne olduğunu bilmeyen anlamaz ki dertten.
Sokakları işgal altında kalmış bir caddede kaç kişi oturuyor.
Dev gibi kargo kamyonlarının canlarının istediği gibi kullandığı bir yol üzerinde, her gün iğnenin deliğinden geçer gibi gelip gitmeyi de yaşamayan bilmez.
Rüzgarın sürüklediği çöplerle hergün boğuşmak zorunda kalmak kim ne kadar bilebilir.
Bilemez ve anlayamaz.
Sizin kapınızın tam karşısına konteynırlar dizen oldu mu hiç?
Baktıkça içinizi karartan görüntüler ile baş başa kalmak ne demektir?
İşte asıl üzülmek budur.
Gelişmesi için emek verdiğiniz bir kentte, taş üstüne taş koymanın heyecanını yaşarken bedelini ödeyerek almak istediğiniz hizmetlerde aksama var ve siz zaman süreci içinde sürünmeye doğru itilirseniz bağırırsınız.
Açıkça söylüyorum ki, belediyenin tüm birimleri açısından Kdz. Ereğli?deki İbrahim Efe Caddesi unutulmuştur.
Belki de, unutturulmuştur!..
Kapı komşunuzun evinin ortasından kanalizasyon fışkıranları görmeyenler, bu rezilliğin boyutunu kaloriferli makamında oturarak anlayamaz.
Belediyede çalışan herkese sesleniyorum:
Başkanından meclis üyesine, yetkililerden yetkisizlere kadar uyanın ve görün İbrahim Efe Caddesi?nde yaşanan rezaletleri.
Ha, bu caddenin sahibi yok ve kurtarılmış bölge ise de açıklayın bilelim.
İlçenin tüm yollarının sahibi halk otobüsçüler, İbrahim Efe caddesinin kargocular ve kanalizasyondan beslenen kemirgenler mi?
Dedim ya, sadece bilelim?
Gerisi teferruat olur nasılsa?
KOMŞU
Kdz. Ereğli?deki Telekom?a gittik arkadaşlarla birlikte sabahın erken saatlerinde.
Hava da öylesine soğuk ki.
Yağmur geceki etkinliğini biraz azaltsa da karakış gelmiş bile çoktan.
Şakayla karışık 22 günden bu yana grevde Telekom emekçileri.
İnanmadan başlanmış bir grev.
Öyle ya; yıllardır kamuoyunda ses getiren kaç tane grev oldu ki.
Grev gibi grev madencilerin Ankara yürüyüşüydü.
Ulusal servet nice tesislerimiz gümbür gümbür satıldı, işçiler yan gelip yattı.
Sendikalar çoktan kepenkleri kapatmış bile.
Siyasetin kirlettiği ve bilerek zarar ettiği kurumlarda ?Özerklik istiyoruz? demeyi bile unuttular.
Telekom da böyle gitmedi mi?
Satıldı ülkemin dört bir yanı.
Sıra topraklara geldi işte.
O da gizli gizli el değiştiriyor da, boyutunu ne kadar biliyoruz?
Telekom emekçilerine ?merhaba? demek için gittiğimizde, toplumun bihaber olduğu grevde şaka grevinin gömlekli gözcülerini pek de heyecanlı bulamadım.
Tatları yok.
Aynı binada oturdukları komşularının bile ?nasıl gidiyor grev, hayırlı olsun? demediği bir ortamda, her şeye rağmen ?kararlı mücadelemiz sürecektir? sözleri döküldü soğuktan üşümüş dudaklarından.
Bu iş böyle.
Yaşayan biliyor.
Yanisi-manisi, ateş düştüğü yeri yakıyor.
Merak ettim, acaba greve başladıklarında bir kenarda üç-beş kuruşları var mıydı?
Tam bu böyle dönemlerde inadına masraflar çıkar ya ekstradan.
Ne yerler ne içerler?
Akşam evde, (nöbet dışında) hangi konularda sohbet edilir?
Neyi tartışırlar?
Ve umutları nedir?
Telekom grevi açıkça gösterdi ki, Türkiye?de işçi sınıfı çoktan sınıf değiştirmiş.
Bitmiş bu iş,
İşçinin, kadının, gençliğin olmadığı yerde hangi demokratik hak mücadelesi verilebilinir ki?
Sendikacılığın şirkete dönüştürüldüğü günümüzde, işçiler de küçük hissedarlar olup topluca ?düzene? uymuşlar.
Acaba bugün kaç kişi, Telekom emekçisine ?komşu bir derdin var mı? diye sorar?
Kaç kişi?!!
Yorumlar