Türkiye Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu tartışıyor.

Neymiş efendim yüzde 50 e yakın oy almasına rağmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Çekil” talimatına “evet” demiş.

Hayret !

Ne diyecekti peki?

Kimse demokrasi, demokratlık falan demesin.

Hepsi palavra.

Soru şu; Türkiye’de demokrasi var mı?

Var diyenler seçim kanunu ve siyasi partiler kanunundan haberdar mı  acaba?

Bugün ülkemizde, seçim barajları var mı?

 Var.

Bu barajı aşamayanların oyları çöpe gediyor mu?

Gidiyor.

Peki  siyasi partiler kanununda,  milletvekili adaylarının kesinlikle önseçim ile belirlenmesi şartı var mı?

Yok!

Adayları kim belirliyor?

Genel Başkanın emriyle genel merkez.

Hayda!

Böyle bir sisteme demokrasi denir mi?

…… !

**

Ülkemizde demokrasi yok.

Ülkemizde demokrasi olmadığı için demokratik teammüller de yerleşik değil. Bu durumda hangi demokrat duruştan söz edebiliriz ki?

Ahmet Davutoğlu’nu kimse yargılamasın ve ayıplamasın.

Davutoğlu, vefalı biriymiş.

Emrettiler geldi, emrettiler gitti.

Bu kadar basit.

Ve de net!..

**

Asillerin vekalet verdiği ve villerin dokunulmazlığı var bu ülkede.

Dokunulmazlığı bile iç siyasete alet ederek, “dokunulan”, “dokunulmayan” olarak ayırabilmeyi bile düşünüyorlar.

Bu nasıl iş?

Aslına dokunacaksın, vekilini de dokunulmazlık zırhının arkasında saklayacaksın.

Bu mu demokrasi?

Peh peh peh !

Bu ülkede ne zaman ki siyasi partiler kanunu değişir ve çağdaş demokrasi ile idare edilen ülkelerdeki  ilkelerle donanır ise ilk kural geçilir.

İkinci kural elbette ki siyasi partiler kanunu ve bu kanunda da öncelikle adayların genel merkez yoklaması ile belirlenemeyeceği değiştirilemez madde olarak yaşamda yer bulur, ikinci kural yerine gelir.

Üçüncüsü de, tabi ki dokunulmazlık. Her kim olur ise olsun kürsü dokunulmazlığının dışında dokunulmalı. Ayrımsız ve sınırsız!

**

Bir de şu var:

Milletvekili aday adayı olacaklar öncelikle bir sınavdan geçirilsin yahu.

Bu ne iş?

Yeterli midir değil midir bilinsin ve sonra da hangi siyasal görüşü savunuyor ise gitsin partisine ve aday olabilmek için kendini örgütü teslim etsin.

Sonra, 65 yaşını geçenden devletin herhangi biriminde işlem yaparken nasıl ki akıl sağlığı raporu isteniyor –ki doğru- muhtarından belediye başkanına, milletvekilinden bakanına başbakanına kadar o raporu tam teşekküllü bir hastaneden alsın ki, toplumun sağlığı ile oynayamasın.

 

Hiç kimse bu gerçekleri gözardı edip de, Davutoğlu üzerinden demokratlık havası basmasın.

Sistem bu.

Sistem atama üzerine kurulmuş ve sürüyor.

Bunun adı demokrasi falan değil.

Hikaye demokrasisi deyin gitsin.