TV izleme konusunda fukara sayılırım. Evde de çalışma ve kitap okuma alışkanlığımı, taraftarı olduğum FB maçları için bozarım. FB yenildi ise de TV izlemem, gazetelerin spor sayfalarına bile bakmam. Fanatik olmadığını iddia edenlerden biri olarak böyle garip huylarım da vardır. Kanallar arasında dolanarak son günlerin önemli olaylarının tartışıldığı bir oturumu bulacağım ümidiyle uzaktan kumandayla muhatap olduğum bir anda, yaygın bir tv kanalında eğlence programına girdim ve çıktım. Ama parmağın yeniden geri tuşuna bastı ve izlemeye başladım. Programın adı ?İlle de Roman Olsun?muş. Oynak havaları sevmeyen mi olur. Günün yorgunluğunu atayım diye kanala sabitlendim ve izlemeye başladım. Roman demek sıcaklık ve paylaşma demektir benim için. Hele ki bir de şıkır şıkır sesleri gelir ki Roman müziği denince. İnsanın roman yazası gelir valla. İlk izlenimlerime göre; sanıyorum amatör Roman grupları arasında düzenlenmiş bir program. Romanları izlerken aklım sürekli bizim festivale gitti ve geldi. Bizim de Romanlarımız var. Hep de kaç tane. Çoğunluğu Roman olay köylerimiz az da değil hani. Festival yapıp, binlerce yeteleyi ünlü sanatçılara saçmanın anlamsızlığını öne çıkarıp, bu festivalin ömrünü doldurduğunu ve yeni bir yapılanma ile yöre kültürünü öne çıkaracak içerik kazandırılmasını savunanlardan biriyim. Romanları izlerken hep bu konuda yoğunlaştım. Düşündüm saatler boyu. Doğup büyüdüğü kentte festivaller başta olmak üzere bütün etkinliklere haraç gibi katkı sağlamak zorunda bırakılan işadamlarımızın yazılmamak koşuluyla fısıltıyla söyledikleri sözler geldi aklıma. Belediye başkanları ceplerinden tek kuruş harcamadan topladıkları paralarla şov yapma yarışında koşarken, bu festival olayına açılım getirme konusundaki sorumluluğumla ?İlle de Roman Olsun? programına dikkat kesildim. Ne geldi aklıma biliyor musunuz? Çevresi çepeçevre sarılmış ve bu kıskacın ortasında dünyayı görmekten çok uzaktaki bugünkü yönetime öneri anlamında asla değil ama, öneriden ve eleştiriden yararlanma kültürüne sahip olanlar için düşündüklerimi yazmalıydım. Biz Batı Karadeniz?in coğrafyasında yaşıyoruz. Yani; ilimizin dışında, Bartın ve Karabük var. Hemen yanımızda Düzce ve Bolu.. Etti mi 5 il. Mesafe olarak çok uzak kabul ettiğimiz Kastamonu ile birlikte 6 tane vilayet yapıyor. Batı Karadeniz?in ortak bir kültür ve sanat şemsiyesinde bir araya geldiğini ve hatta yarıştığını kafanızda bir canlandırır mısınız. Sinop ve Çankırı uzak da, ileriki yıllarda bu iki ilimizi yedeğe çekelim. Zonguldak, Bartın, Karabük, Bolu, Düzce ve Kastamonu. Kdz. Ereğli olarak bu altı ilin kültürünü ilçemizde her yıl 18 Haziran?da kutlanan Kdz. Ereğli?nin Kurtuluş Günü?nde bir araya getiremez miyiz? El sanatları başta olmak üzere, tüm kültür ve sanat alanlarında yarışmalar düzenlesek. Hatta bu yarışmaların gece bölümlerini yöresel türkülerimiz ve halk oyunları ile renklendirsek. Batı Karadeniz illeri arasındaki kültür ve sanat alışverişinin öncülüğüne soyunarak, Atatürk Anıtı önünde trafiği de kapatarak yaşanan işkenceye son verip bu işi statta veya başka alanlarda gerçekleştirsek. Dahası etkinlikleri büyük mahallelere organizeli bir biçimde dağıtılarak, vatandaşı ayağa çağırma yerine vatandaşın ayağına giderek katılımın sağlasak. Yerel yönetimlerin işbirliği sempozyumunda Batı Karadeniz?i buluştursak. İşadamlarımız ve kurumlar ürünlerini (işportacılıktan bahsetmiyorum) tanıtsalar. Sivil toplum örgütleri birbirleri ile tanışsa. Hadi varın gerisini şimdi düşüncelerinizle siz zenginleştirin. Festival için harcanan o onca paranın yöremizin kültürünü birlikte geliştirme, zenginleştirme ve tanıtma konusunda yapabileceğimiz bir işbirliğinin geri dönüşümünü de gözden kaçırmayın. Ne olur? Ve kim kazanır? Kdz. Ereğli?nin eğitimi seviyesini ve kültür zenginliğini dikkate aldığımda ?konuşabilme kültürünün olgunluğuna sahip? kadroların bir araya gelmesinin, çapsızlığa ve kapasitesizliğe son vereceğini elbette ki görebilenler arasındayım. Sevgiyle, barışla, dostlukla marka olan Ereğli festivallerinin yeni bir açılım getirerek, yörenin bir bütün halinde kaynaşarak tanıtımı konusunda atacağı adım veya adımlar açısından önümüzdeki yerel genel seçimleri beklemekten başka seçenek yok. Düşüncem açık ve net. Devlet İstatistik Kurumu tarafından Ankara, İstanbul ve İzmir ilçelerinin gelişmiş sayılarak araştırma dışı bıraktığı çalışmada, 758 ilçe arasında 61 il merkezini geride bırakarak Türkiye?de 32. sırada yer almasının gücünü ve birikimini popülizmden uzakta, ilçenin öncelikle de Kızılcapınar Barajı?na gelen suyunu koruma cesaretine sahip, nitelikli ve bilgili kadroların işbaşına getirilmesinden başka seçenek yok. Siyasal iktidarın uzantısı bir yerel yönetimin daha çok hizmet üreteceğine dönük safsatalara da asla inanmam. Çünkü koca bir palavradır. Ama üniversite mezunu, yabancı dil bilen ve vizyonu olan bir belediye başkanı ile uzmanlardan oluşan kadronun işbaşına gelmesini de çok isterim. Yapılacak çok iş var. Ama onun bunun adamı yerine, Ereğli halkının başkanı olabilecek bir belediye başkanı ve kadrosuyla bu işler gerçekleştirilebilir. Gerisi sadece ise fuzuli zaman kaybıdır?