İstanbul Dolmabahçede Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından 24 Temmuz Basında Sansürün Kaldırılışının 102. yıldönümü nedeniyle düzenlenen etkinliğe katılım daveti aldığımda; sansür ve oto-sansür belasına karşı verilen o büyük mücadeleler düştü aklıma.
Bir düşüncenin çeşitli yollarla kontrol altında alınmaya çalışıldığı sansüre karşı yiğitçe mücadele edenleri öncelikle saygıyla selamlamak geliyor içimden.
Sansür belasını ve bu belayı kamuoyunu bilgilendirme amacıyla görevini yerine getirmeye çalışanlara uygulamak isteyenleri, elbette amatör profesyonel 30 yılı aşan meslek yaşamımda çok gördüm.
Saldırılar, baskılar, sindirmeler, mahkemelerde süründürülmeleri iyi bilirim.
Hatta işten atın! diye baskı yapanları da!..
Anılar sepetimizde bu konuda çok şey var.
Elbette söyleyeceklerimizin de içi dolu ve yaşanmış olayların birikimiyle de anlamlıdır.
Nelerini gördüm basın özgürdür diyerek basının çanına ot tıkamak isteyen kelli fellileri.
Nicelerini gördüm basın adını kullanarak basın dünyasını kirlenmesine çanak tutan tufeylileri.
Saymakla biter mi?
Bir dokunmayın hele.
Ortam çok sıcak.
Basın özgürdür.
Basın düşünceyi gündeme taşır.
Basın olayları da doğru bilgiyle kamuoyuna aktarır.
Basın bu konuda; her türlü sansürü ve oto-sansürü ret eder.
Ve basının temel hak ve özgürlüklerini de, Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin hazırladığı Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumlulukları Bildirgesindeki Düzenli bir şekilde, günlük yahut süreli bir yazılı, görüntülü, sesli elektronik veya dijital basın ve yayın organında, kadrolu, sözleşmeli ya da telif karşılığı, haber alma, işleme, iletme veya görüş, fikir belirtme görevi üstlenen ve asıl işi ile başlıca geçim kaynağı bu olup, çalıştığı işletme ile ilgili yasalar karşısındaki konumu bu tanıma uygun olanlar gazetecidir. Basın ve yayın alanındaki her işletme, çalıştırdıkları gazetecileri, yasaların gazetecilere tanıdığı haklardan yararlandırmak zorundadır tanımına uygun çalışanların oluşturduğu örgütlenme ile savunur.
Bu nedenle patron gazeteci değildir ve gazete örgütlenmesinde yer almaz, alamaz. Gazeteciler de, TGCnin ifade ettiği gazeteci kriterlerine uygun bir şekilde örgütlenerek hem sansüre, hem de patrona karşı güçlerini bir araya getirebilirler.
Çünkü sansür, sadece gazetecilik dışındaki çevrelerden gelmez.
Milletvekili, genel müdür, belediye başkanı, mafya babası, soytarısı bir yana, oto-sansür denilen olay patronun özel ve görünmeyen sansürüdür.
Yarından itibaren çok açıklamalar yapılacak.
Bu açıklamalar ile açıklamayı yapanların basına bakış açılarındaki gerçeği yan yana getirdiğimizde büyük oranda çelişkiler olduğunu göreceğiz.
Basın özgürlüğünü benden yana ise diye gören bir anlayış, gazetecilerin doğruları seslendirmesine ve kamuoyunun gözü, kulağı ve sesi olarak dile getirmesini asla kabullenmez.
O anda güç kullanır.
Ğücü her açıdan kullanarak baskı ve sindirme operasyonlarına başlar.
Hatta kimi zaman tetikçi bile kullanır.
Bu tetikçiler de çok çeşitlidir.
Silahlısı vardır, silahsız ve elinde kalem tutanlar da vardır.
Silahlılar vurur öldürür.
Yaralar.
Yok eder.
Silahsız olanlar ise, kalemle saldırır. Çünkü tetikçidir. Çünkü arpa peşindedir. Çünkü gazeteci değildir.
Kişi hak ve özgürlükleri diye bir kavramı değil, öncelikle cebini düşünür.
Ne kadar cukka o kadar da tetikçiliktir bunun adı.
İşte Mustafa Balbay bu tetikçi takımının yargısız infaz yaparak saldırdığı onurlu bir gazeteci olarak 504 günden bu yana cezaevinde yatmaktadır.
Balbayın bugün yaşadıkları arasında en acı olanı da, işte bu Onu sırtından vuracak kadar alçaklaşan sözüm ona meslektaşları (!) olmaktadır.
Sansür ve oto-sansüre karşı söz de değil öz de mücadele ortaya koyabilenlerin verdiği samimi katkı ise hiç bozulmaz.
Eleştiriye kızmaz ve tam aksine teşekkür ederek eleştiriden yararlanma akılcılığını ortaya koyarlar.
Benim vurgulamak istediğim ise, ellerinde bulunduğu kamu olanaklarını dalkavuk takımı ile birlikte bireysel güce dönüştürerek baskı ve sindirme yolundan gidenlere de, bir gün basın özgürlüğünün gerekli olacağıdır.
Basının etik değerlere saygılı, kişi hak ve özgürlükleri ile özel yaşamı koruma ilkesiyle yürüttüğü görevini her kim engelliyor ise, öncelikle demokrasi kültürü almamış bir basın düşmanıdır.
Basında sansürün kaldırılışının 102. yıldönümünde yapılacak açıklamaları da bu gözle okunmalı.
TGCnin bildirgesinde yer alan Gazetecinin sorumluluğu bölümündeki Gazeteci, basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına dürüst biçimde kullanır. Bu amaçla her türlü sansür ve oto-sansürle mücadele etmeli, halkı da bu yönde bilgilendirmelidir. Gazetecinin halka karşı sorumluluğu, başta işverenine ve kamu otoritelerine karşı olmak üzere, öteki tüm sorumluluklardan önce gelir. Bilgi ve haber ile özgür düşünce, herhangi bir ticari mal ve hizmetten farklı olarak toplumsal bir nitelik taşır.
Gazeteci, ilettiği haber ve bilginin sorumluluğunu üstlenir ve paylaşır. Gazetecinin özgürlüğünün içeriğini ve sınırlarını, öncelikle sorumlulukları ile meslek ilkeleri belirler ifadesine yakışır biçimde yüreğini de ortaya koyarak mesleğini yapmaya çaba gösteren tüm eski-yeni meslektaşlarımı kutluyorum.
İyi ki varlar.
Ya olmasalar?