Orduspor Medical Park Antalyaspor maçınnın başlama düdüğü ile birlikte yaklaşık 6 dakika boyunca 9 bin taraftarın, bir taraftan başlayan maçı izlerken diğer yandan Gençliğe Hitabe'yi seslendirdiğini yazıyor gazeteler.

Elbette ki hangi gazeteler?

Misak-ı milliden yana olanlar,

Kuvayı Milliye ruhuyla ülkeye bakanlar,

Damarlarında “asil kan”  dolaşanlar,

“Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyebilenler,

Cumhuriyetin temel ilkelerine bağlılığını ifade edenler,

Atatürk’ün ilke ve devrimlerine bağlılığından bir gram bile ödün vermeyeceği bilinenler.

Ordu vilayetinde 9 bin kişinin okuduğu Gençliğe Hitabe’yi yayımlamanın bir görev  olduğu bilincinde olanlar yayımladılar bu haberi.

Gazeteciliğin “haber verme” yerine “tetikçilik yapma” noktasına sürüklendiği günümüzde, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni bile yayımlamayacak kadar politize olanların elbette habercilik ile işleri yoktur.

Ordu da, Antalyaspor maçının başlama düdüğü ile birlikte sporseverler bu hitabeyi okurken yayımcı kuruluş ne yapmış peki?

O coşkuyu paylaşmış mı?

Hayır!

Tam aksine tribünlerin sesini kısmış.

Peki niye?

Yaranmak için elbette!..

 

**

 

Nasıl bir ülke olduk biz?

Devletin polisi, yargısı, ordusu, istihbaratı üzerinde oynanan oyunların ardı arkası kesilmiyor.

Cemaat diyorlar.

Cemate karşı derin devlet diyorlar.

Başbakan ile cemaat hesaplaşması diyorlar.

Cemaatlar savaşı da diyen oluyor.

Bu nasıl ülke ya?

Bu ülkede “kamu” denen otorite yani devlet oyuncak mı oldu ki, bu akla mantığa uymayan yorumlar ve görüşler tartışılıyor.

Bu ülke Cumhuriyet.

İlkeleri de belli.

Böyle bir ülkede cemaatin etkinliği mi olur?

Başbakan kendi egosunu tatmin için ülkeyi maceraya mı sürükleyebilir?

Kamu düzeni sistemdir ve bu sistemde de hangi siyasal görüş gelir ise gelsin, toplumun güvenliği, huzuru başta olmak üzere hizmet üretir.

Zengin ile yoksul arasındaki uçurumu kapatmaya çalışır.

Üretimi artırmaya dönük projeleri yaşama geçirir.

Eğitim ve sağlık başta olmak üzere sosyal devleti her alanda güçlendirir.

Toplumun refah seviyesi yükselirken, devletin kaynaklarının hortumlanmasına izin vermez, bedelini de ödettirir.

Devlet budur.

Sistem budur.

Hükümetler de gelip geçen bir toplum talebi olarak görev yapar ve gider.

Ama devleti yönetenler, devletin çivisinin çıkmasına izin verir ise, senin adamın benim adamın noktasında hem güvenliği hem de yargıyı farklı noktalara sürükler ise işte o zaman sistemin omurgası kayar.

 

**

 

İki fiziki ve iki de ekonomik deprem yaşayan, geçmişin tüm kara deliklerini kapatıp tam da “seçimlere kadar devam” denildiği noktada 57. Hükümetin yıkılması ile başlatılan 2002 yılındaki o malum büyük darbenin ardından yaşananlar bakın ülkeyi nereye sürükledi.

Türkiye’nin yeni baştan dizayn edildiğine dönük görüşlerin özüne inildiğinde elbette toplum olarak korku yaşıyoruz.

Hele ki, “kişiye özel uygulamalar” konusundaki  olaylar ve tutukluluğun cezaların evlerinde sınırsız hapise dönüşmesini “ileri demokrasi” olarak görenlerin malum aymazlıkları korkuların artarak sürmesine neden oluyor.

Korku dağları yükseliyor.

Ve o korku dağlarındaki sınıflandırma, dağları  oluşmasına alkış tutanları da yutmaya doğru koşuyor.

Korku sınır tanımamaya başladığına göre; bundan sonraki sürecin neyi nereye savuracağını kestirmek ise iyice zorlaşıyor.

Gençliğe hitabeyi bile ayet ile karşılaştıracak kadar gözden düşünme gayretleri umarım ki daha ileriye gitmez ve “nerede hata yapıyoruz?” sorusuyla özeleştiriye dönüşür.

Ordu vilayetindeki Gençliğe Hitabe’nin tribünlerde okunmasıyla başlayan tepki, yasaklamak veya saklamakla yok sayılamaz.

Dalga dalga yayılır.

İşte bu hiç unutulmamalı.

Toplumu germenin kimseye yararı olmayacağı da çok iyi bilinmeli.

Kapımızın önündeki Irak’ta 1.5 milyon Müslüman katledildi.

İran’a vurmak için fırsat kolluyorlar.

Bizi de Suriye’de taşeron olarak kullanmak istiyorlar.

Durum bu kadar açık iken, devlet yansız olmalı, yurttaşlarının geleceğini de iyi korumalı.

İktidarda da kim olursa olsun