KÜÇÜK BURJUVA
Turgay OLCAYTO
ÜÇ beş yıl öncenin reklam sloganlarından biriydi: ?İnsanlar iyi şeylere lâyıktır.? Severdim bu tümceyi. Hangi ürün için kullanıldığı önemli değildi. Önemli olan insana yönelik olumlu bir iletinin halk arasında yaygınlaşmasıydı. Sonraları yenidünya düzeninin insanı, insani değerleri hiçe sayan politikaları medyayı da etkiledi. Rayından çıkardı. Tüketim çılgınlığı yaratma işlevi reklamcıların payına düştü. Türkçe?nin güzel kullanıldığı metinler, toplumsal içerikli mesajlar eksilmeye başladı, giderek yok oldu. Reklam dili arabeskleşti. Toplumu dilinden, kültüründen uzaklaştıran, emek düşmanlığı yapan, kolay para kazanma, köşe dönme fırsatçılığını bilinç altına boca eden, çocukları, kadınları sömüren reklam kuşaklarındaki artış ürkütücü bir görünüm aldı. Ne yazık ki reklam sektörünün ayrılmaz parçası basın ve görsel medya da aynı çizgide yürüyor. Varsıllara yönelik bir pembe dünya yaratıyor, seçkin insan olma reçeteleri dağıtıyor, yaşamını güçlükle sürdürebilen yoksul kesimi bunalıma itiyor, onların gerçek trajedilerini sulandırarak, dizilere dönüştürerek beyaz camdan yansıtıyor bizlere. Gözyaşından da kazanç sağlanabileceği hünerini göstererek.
Kapitalizm düzeninin dur durak bilmeyen azgın kazanç hırsı elbette bir yerlere toslayacaktı. Dünyanın tümünü bir anda sarıveren global ekonomik kriz bu açıdan çok ta şaşırtıcı ya da beklenmedik değil. Üzücü yanı bu badireden en çok yine emek insanlarının, dar gelirli ve yoksulların zarar görecek olmaları. Çokuluslu şirketler zengin ülkelerin devlet yardımlarıyla kurtarılacak; şöyle ya da böyle. Peki ya gelişmekte olan ülkelerin insanları? Onları kim düşünecek. Kazanılmış sosyal hakları her gün birer birer ellerinden alınan örgütsüz, iş güvencesiz memur ve işçileri kim kurtaracak. Krizin işten çıkarmalarla, hayat pahalılığı ile kendini gösteren yüzü emek kesimini ezerken, herhalde iyiden iyiye bir pazarlamacılık sektörüne dönüşen reklamcıların da yeni sloganlara fazlasıyla gereksinimi olacak.
Şimdi diyebilirsiniz ki Cumhuriyet Bayramı günü böyle bir yazıyla ağzımızın tadını kaçırmanın ne anlamı var? Bize bir şey olmaz tevekkülünün topluma şırınga edildiği, din bezirganlığından kazanç sağlanabildiği, hak, hukuk, insanlık, sevgi, barış kavramlarının içinin boşaltıldığı bir dönemi yaşıyorsak bencileyin bunları düşünmenin, sorgulamanın tam zamanıdır 29 Ekim.
Ama siz Arnavut şair Drittero Agolli?nin ?Küçük Burjuva? şiirini kendinize yakın buluyorsanız söyleyecek bir şey yok. A. Kadir ve Mehmet Günsür?ün ortak çevirilerinden okuyalım:
?Fazla düşünüp ne olacak?
Ne diye başımızı belaya sokalım?
Oturalım oturduğumuz yerde.
İşte mis gibi çorba.
Ne diye başımızı belaya sokalım.
Şarap hazırsa
İçelim.
Tırnaklarımız uzamışsa
Keselim
Fazla düşünüp ne olacak?
Ne diye başımızı belaya sokalım??
Yorumlar