Muzaffer Güngör’ü çok eskiden tanırım. Hastane odasındaki halini gördüğümde üzüldüm. Kaşı yarılmış, başında yaralar var ve gözleri de kan çanağı. “Yere düştüğümde çok tekmelediler” dedi. Başından aldığı darbeler ve karnına vurulan tekmelerin acısından daha öteye bir burukluk vardı gibi geldi bana. En sonunda patladı: -Kendimi pavyonların koruması gibi hissediyorum işe gelirken. Her an bir şey olacakmış gibi gerilim içinde olan bir sağlık görevlisiyim diğer arkadaşlarım gibi. Böyle ortamda işe geliyoruz. Saldıranları da tanımam. Görsem de bilmem. Daha önce de acil serviste üstü başı temiz ve düzgün bir kadın “sizin Allah belanızı versin” diye haykıran kadını bizzat ben görmüştüm. Görevdeki doktorlar arasında Güngör’de vardı. O şok ile şaşıran Dr. Güngör bana dönerek “sen bari anlayışlı ol” demişti. Halini anlamaya çalıştım. Gerçekten çok zor. Huzurlu bir ortamda üretim olur. Hele ki konu sağlık olunca; varıp gerisini biz düşünelim. İnsanlara sağlık hizmetini Hipokrat yeminiyle yerine getirmeye çalışırken sizin karşınıza gelen bir kadın “Allah belanızı versin” derse ne yaparsınız? Tadınız tuzunuz kalır mı? Eliniz stetoskop tutabilir mi? Görür mü hastanın koltuk altından çıkan termometreyi gözünüz? Hizmet aşkı denen bir heyecanı diri tutabilir misiniz? Ne mümkün!.. Dr. Muzaffer Güngör’e kadının sözlerini hatırlattığımda düşündü. O düşüncelere dalışta da neler vardı kim bilir? Anılar, olaylar ve bugün. Kdz. Ereğli Acil Servisinde yaşanan olayların sayısı çok. Bir doktor arkadaşımıza silah bile çektiklerini hatırlıyorum. Ve en çarpıcı durum ne biliyor musunuz? Saldırıyı yapanlar dışarıdan değil. Bizim içimizden. Yolda sokakta rastladığımız herhangi biriyle biraz sohbet etsek, mutlaka bir ortak tanıdığımızda buluşuruz. Et ve tırnak olmuş bu kentin insanı. Siz bakmayın 100 bin nüfusu geçmesine. İsmini de bilmesek en azından sima olarak birbirimizi tanıyoruz. Peki; sevgiyle yıkanan, dostlukla paylaşan, barışla güçlenen bu kentte neler oluyor? Kdz. Ereğli’nin karizmasını çizen olaylar bunlar. Olmamalı. Olmamalı da yetmez, kesinlikle olmamalı. Kimse izin vermemeli. Bu tür yanlışa düşenlere de toplum olarak tavır konulmalı. Can ile uğraşan insanlarımızın morali ne kadar düzgün olursa, şifa bekleyen diğer hemşehrilerimiz bundan yararlanır. Huzursuzluktan dengesini bozulmuş ve mesleğinden nefret edecek kadar ruhsal dengesini yitirecek bir sağlık çalışanından sağlıklı hizmet beklenemez. Hastalar bizim. Doktorlar da bizim. Bu kentin ayakkabı boyacısından, sahilde mısır satıcısına, emekli ve çalışan tüm kent halkı bizim. Biz biziz çünkü. Biz, bize nasıl yanlış yaparız? Ve nasıl izin veririz? Yolda sokakta konuşulan tek bir gerçek var: -Kdz. Ereğli’nin dokusuna ne oldu? -Neler oluyor? “Bir musibet bin nasihatten iyidir” derler. Bu olayı son olarak kabul etmek isteyenlerin sayısını merak eden var mı acaba? Tahmin edin? Geçmiş olsun Dr. Muzaffer Güngör. Üzülme. Senin bilginden şifa bekleyenlere yapacağın hizmetin büyüklüğünü en iyi sen bilirsin.