Ülke gündemindeki hareketliliği takip etmekten başımız döndü neredeyse. AKP?nin genel başkan tarafından seçilen milletvekillerinin ulusa Abdullah Gül?ü dayatma konusundaki ?emret efendim?ciliğinin ?biz milli iradeyi temsil ediyoruz? sözleriyle kamufle etmeye kalkmalarını da kimse yutmuyor. Türkiye?de demokrasinin asıl sorunu da bu zaten. Demokrasinin siyasal partilerin demokratikleşmemesinden kaynaklanan topallığını düzeltmek için çaba göstermeyenler de, partilerin genel merkez yöneticileri değil mi? Genel başkanlar padişah. MKYK veya PM üyeleri de, kabine. Yandaşlar da kabile. Yandaşların ve vatandaşların özgürce vekil seçme hakkını gasp edenlerin bugün içinde bulunduğumuz gergin duruma rağmen, sağduyuları ile hareket etmeyerek genel başkanlarına biat etmelerinin önüne kim geçecek? Vatandaşın siyasal partiler ve seçim yasasını değiştirmeye yetkisi olabilse, vekalet verdikleri mutlaka toptan değişecektir. Mesele bu. Hiç kimse, bu yasalar çerçevesinde Türkiye?de demokrasi var diyerek demokratlık ayaklarına yatmasın. Bu demokrasi, genel başkanların padişahlığını ilan eden demokrasiden başka hiçbir şey değil. Seçmenin yüzde yirmi beşinin oyuyla, yüzde 34 oy alıp yüce meclisin üçte iki çoğunluğunu ele geçirmek hangi demokrasi de var? Bir tane örnek gösterebilir mi kimse? Ha vardır, padişahlık demokrasilerinde. Aynı biz de olduğu gibi? ÜYELİĞİN ANLAMI Şimdi eğri oturup doğru konuşalım mı? Hangi siyasal partide bir üyenin üye gibi üye onuru var? Hangi partide, delegeler özgürce seçilebiliyor? Yönetim kademesinde bulunanlar, istediğini üye yapma, istemediğini de üye yapmama hakkına sahip değil mi? Üyeliğin anlamsızlaştırıldığı bir demokrasi de, siyasal kadroların hangisi demokratik yöntemlerle oluşturulabilir? Bunun yolu, önce üyelere üye olma onuru verilerek gerçekleştirilir. Üyenin üyeliği yaz-boz tahtasında dans ettirilmez! Üyenin bir çok hakları olur. Üye, partinin tüm organlarında seçme ve seçilme hakkını özgürce kullanabilmelidir. Üye, il ilçe yöneticilerini belirlediği gibi, belediye meclisi, il genel meclisi, milletvekili adaylarını da tam katılımcılık anlayışı ile tespit edebilmelidir. Her noktada belirleyici üye olmalıdır. Üyenin söz ve karar hakkının yok edildiği bir sistemde, demokrasi yoktur. ÇÖZÜMÜ DE VAR? Hiç kimse aksini söyleyemez ki ?Türkiye?de milletvekillerini genel başkan ve avanesinin dışında örgütler belirliyor? diye. Siz bakmayın öyle temayül yoklamalarına falan filan. Hepsi hikaye. Örgütte ?ne diyorsun?? diye anketler gibi saçmalıklarla nabız yoklamak sadece ağza sürülen bir parmak baldan öteye bir şey değildir. Geçerliliği yoktur. Saçmalıktan öteye bir anlamı da olamaz. Bugün bir çok siyasal partide, genel başkan ve genel merkez yöneticilerinin seçilebilmesi için bir yığın engel kriter getirilmiştir. Tüzüğe işlenen padişahlık kanunları ile parti içi demokrasi baltalanırken, genel başkanın belirlediği yöneticiler veya milletvekilleri de geleceklerini garantiye alabilme uğruna verilen talimatları aynen uygularken, onurlarını ayaklar altına almaktan da kaçınmamaktadır. Siyasi onur yoktur ülkemizde. Bu onursuzluk nedeniyle de, gerçekten siyasetin içinde olması gereken bir çok değerli insan siyaset arenasından adeta kaçmakta ve kirliliğe bulaşmamak için çaba göstermektedir. ?Yaşa padişahım? diye en çok şakşak yapanın, bir sonraki seçimde milletvekili sıralamasında yerini garanti ettiği demokratik sistemi iyileştirmesini nasıl bu genel başkanlar ve vekillerden bekleyebiliriz? Bu nedenle siyasetimizde ?uzlaşmacılık? ve ?katılımcılık? anlayışı yerleşmemiş, ?ben yaptım oldu!? emrivakileri başımızda demoklesin kılıcı gibi sallanmaktadır. Bizi ?kırk katır mı kırk satır mı?? diye demokrasi oyunu sergileyenlere karşı elbette yapılacak bir şeyler olmalı. Çözüm halkın padişahlığını ilan eden partilere oy vermekten vazgeçerek, demokrasiyi özümsemiş siyasal kuruluşlarda örgütlenmelerinden geçmektedir. Keşke başka yol olsa!..