“Ölüm döşeğine kadar çıkarsız, özverili ve sadık” ifadesini nasıl ve nereye hangi olaya monte edersiniz bilemem.

Ama bu söz çok ama çok anlamlı.

Günümüzde örneği de nerede ise hiç yok!

Keşfedildiğinde ise; belki özlemlere özlem katan bir erdemin fotoğrafı olarak da çerçeveletilip asılmalı.

“Samsunlu Şair Ruhi Göktekin” isimli kitabın her sayfasında bunu yaşıyor insan olayın perde arkasından bilgi sahibi olunca.

Uzun yıllar Kdz. Ereğli’de de yaşamış olan Gazeteci-Yazar Ruhi Göktekin’in kısa yaşamöyküsünden kesitlerin yer aldığı kitabın yazarı Neşet Karaçaltı.

Yüreğini dosta ve dostluğa adamış Neşet Karaçaltı, kadim dostunun yaşamdan kopup da sonsuzluğa uzanmasının ardından, O’nun ile ilgili bazı yazı ve belgeleri bir araya getirerek hazırlamış bu kitabı.

Bir tek kuruş maddi beklenti içinde olmadan ve daha ötesinde maddi destek katkısı yaparak yayınladığı bu kitaptan lütfetmiş ve bana da bir tane göndermiş.

Küçük bir selamın bile çıkar amaçlı kullanıldığı günümüzde, bir dostun ardından böyle bir kitap hazırlanmasının onurunu iliklerimde hissettim her sayfasında kitabın.

Yutkundum.

Ve düşündüm:

Acaba kim yapar böyle bir çalışmayı?

Anılarını toplar mı?

Belgeleri yan yana getirerek bir sıraya koyar mı?

Geceleri gündüz belleyerek göz nurlarıyla satır satır bunları kaleme alır mı?

Kim yapar bunu kim?

Kardeş kardeşi için hiçbir kâr getirmeyecek kitap yazar mı?

Aynı soruyu kitabı bana getiren Yaşar Uysal’a da sordum:

“Abi böyle bir işi kim yapar, senin aklın kesiyor mu?” diye.

O da yanıt veremedi.

Belki yanıtı bulamadığımız çok az sorudan biriydi bu.

 

Birkaç kez aradığı için konuşmuştum Neşet Karaçaltı ile.

O’nun arkadaşının vefatının ardından yaşadığı derin acıyı paylaşmıştım telefonun diğer ucunda.

Kitabın ilk sayfalarına da yansımış bu sevgi.

“Sevgili Kardeşim Ruhi” diye başlayan yazısında duygularını şöyle dile getiriyor Neşet Karaçaltı:

 

“Bir gün sağlığına kavuşacaktın; buna inanıyorduk.

Yine sahile gidecektik ikindi vakti.

Turhan Uzunhasanoğlu’nu, Erdoğan Alkan’ı çağıracaktık.

Elbet gelirlerdi uzaklardan, gelirlerdi… Kırmazlardı bizi…

Sen dalgaları izleyecektin.                                                                                              

Ben de çocuklarımın adını yazacaktım kumlara. Ülkü, Gülay, Gökay.

 

Yok olup gitti umutlarımız 25 Aralık 2008 günü saat 01.11’de…

Şimdi Samsun, şimdi hırçın dalgaları Karadeniz ve şimdi Amisos Fenerleri hangi özlemin çıkmazındadır.

 

“Küçük istasyonlara Ağıt” şiir kitabını görmeyi çok istiyordun; sana yetişemedi…

Sorsam ki Mecidiye’ye; senin dönmemek üzere gittiğinden haberi var mı?

 

Senin öykünü yazmaya çalıştım; 1956 lardan gelen arkadaşlığımız için.

Bana kırılmazsın değil mi?... yüreğin elvermez bilirim.

Yanılgılarım varsa hoş gör, emi…

Özlem ve sevgi ile…”

 

Gözlerim doldu Karaçaltı’nın kaleme aldığı bu satırlarda.

Bu büyük ve derin dost ve dostluğun koynunda ben de kaybolmak istedim.

Akmak istedim dostluk yolculuklarına dostlarla.

 

Neşet Karaçaltı binbir emek ve özveriyle hazırladığı bu kitaba benim de bir yazımı koyarak nezaket göstermiş.

 

 “Selam söyle” başlığıyla ile yazdığım o yazı şöyle:

 

 Yazıişleri eski Müdürlerimizden Yaşar Uysal aradığında, çok önemli bir şey olduğunu hissettim hemen, Çünkü, Yaşar Abi işimizdeki hareketliliği de çok yakından bildiği için öyle olur olmaz zamanlarda arayarak zaman savurganlığı yapmaz. Anlar halden. Bu nedenle ‘’Eyüp Merhaba’’ dediğinde irkildim.

 -Buyur abi

 -Ruhi abiyi kaybettik.

 Zaman durdu biran. Nefes alamadım desem yalan olmaz. O anda kapıdan  Sami Küçüksakallı dostumuz girmiş ve tam da elimi uzatıyordum ki, buz kesildim.

 İnsanın canı öyle bir yanıyor ki, anlatamıyorum. Düğümleniyor bilinç.

 O’nunla Samsun’da yapılan röportajı bulduk arşivimizden. Biz de, bu Röportajı daha önce yayımlayarak uzaklara selam yollamıştık gönül bağımızla.

 O yazını giriş bölümünde yazdığı bir kitabından seçtiğim ‘’Fotoğraf’’ isimli şirini de yayımlamıştım.

 Şöyle diyordu şiiri:

  ‘’İnsanoğlu bir varmış bir yokmuş/ Ne kalacak cisminizden geriye/ Yaklaşık bir resminden gayrı/ Bu yüzden düzgün olmalı her şey/ Yerli yerine cuk oturmalı/ Makinenin karşısına geçince insan/ Hediye paketi gibi durmalı’’

  Öyle ya ‘’an’’ gelmişti Ruhi Göktekin için.

  Yaşama veda zamanıydı bu ‘’an’’ın adı.

  Uzaklardan elveda derken Ereğli ve çevresindeki bizlere. Meydanbaşı Yokuşu’ndaki Ereğli Memleket Gazetesi’nde tanıştığım yıllara uzandım ben de.

  Turan Kayalı’dır bizleri birbirimizle buluşturan.

  Kayalı ekolü ve  Avni Saka ile İlhan Yapıcı. Halen daha yaşama tutunmaya çabalayan Ertuğrul Oğuz ve diğerleri.

  Ve sonsuza kadar devam edecek bu seyrü sefer. Öncekiler, daha öncelikler ve bugünküler hep gelip gitti.

  Dostluklar kalıyor geride.

  Ruhi Abi yok artık.

  O da bırakıp gitti bizi.

  Toprağın bol olsun büyük usta,

  Seni çok sevdim.

  Çok da seviyorum,

  Bir gün buluşuruz nasılsa.

  Turan abiye, Avni Saka’ya da selam söyle.