İki kadeh parlatmanın zevkini zevk katan balıktır.
Balığın alkolsüz  mideye götürülmesine hep sitem ettiğini söyler büyükler.
Balık ve rakı.
Ve bu ikilinin yanına bir de denizi koyduğunuzda; balık, deniz ve rakı olup zevkin tüm takımları bir araya getirilirmiş.
Bu nedenle Karadeniz Ereğli'de Bozhane ayrı bir kültürdür.
Bilene tabi ki.
Günün yorgunluğunu atmak ve balık, deniz ve rakının da ardınızdan beddua etmemesini istiyorsanız, 'içkiyi severim ama sarhoşu sevmem' özdeyişini kulağınızdan hiç çıkarmamanız gerekiyor.
Bunun adına; oturduğu gibi kalkmayı bilmek derler.
Raconu budur.
Terbiyeli olmanın fotoğrafıdır.
Boşuna demezler; 'adamı adam gibi bilip öğrenmek için, makam, para sahibi olmak ile birlikte bir de içki masasında görüp tanıyacaksın' diye.
Öyle ya?
Ne adamlar gördük adamcık!.
Ne kadınlar gördük kadıncık!.
Ne kel bırakır ne de fötr alkol.
Dağıtan dağıtır küçülür.
Niceleri de içtikçe duygusallaştırıp kültürüyle şaşırtır.
Ağzı ile içmeyi bilenlerin balık tatlı damaklarında hoş bir sada kalır bu muhabbet sofralarının ardından.
Güzellikler anılır ve özlenir.
Rezil ve rezilliklerden de kaçılır.

Balık, deniz ve rakı!
Keyftir.
Renktir.
Umutları ve umutsuzlukları yaşamaktır yeniden.
Şairlere söz döktürür.
Bestecilere de hece.
Ruhtur rakı.
Dünyadır.
Arkadaştır.


'En kötü günümüz böyle olsun' diye vurulur kadehler.
'Sağlığına' dileğiyle 'Görecek günler var daha' diye yarınlara kucak açılır.
Bir de 'şerefine' sözü kullanılır.
Hep kullanırız.
Peki niye?
İşte burada bir dakika duralım mı?
Durdum?
Tıkladım internet kütüphanesinin arama motorlarına.
Neymiş efendim 'şerefine' demek.

Şöyle yazıyor internet kütüphanesi:

Kimi sağlığına der, kimi mutluluğuna...
Ruslar "nazdrovya" der, Rumlar
"stinigia"...
Bizde ise konu daha hoş ve de farklıdır...
Biz "şerefe" ya da daha da özelleştirip "şerefine" deriz...
Eee bize de bu yakışırdı değil mi!!!..

Bu "şerefe" sözünün nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi ya da niye "şerefine" dendiğini?

Zamanın zaman olduğu dönemlerde, içki içmek bir adap, usül işiymiş.
İçki masasına oturan ağır abiler içmeye başlamadan önce kendi aralarında şu anlaşmayı yaparlarmış:

"Arkadaşlar bu meret şişede durduğu gibi durmaz, her ne kadar yakın ahbap olsak da, bir süre sonra çenemizin bağı çözülür ve olmadık şeyler söyleyip sonradan pişman olacağımız şeyleri anlatabiliriz. Bu masada konuşulan ve anlatılanlar sadece ve sadece bu masada kalacak, söz mü?
Söz!..
Şerefine mi?
Şerefine!!.. "

O günlerde belki de bir yeminmiş bu "şerefine" sözü..?

 

Balık, deniz ve rakının muhabbetleri usülü anlatır.
Bakın 'şerefine' sözü bile ne kadar düsturlu olmayı ifade ediyor.
Oturduğu gibi kalkmayı bilmek.
Masada konuşulanları da masada bırakabilmek.
İyi günlerde bir arada olmayı dilemek.
Yani, Hazreti Mevlana?nın dediği gibi 'ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol' sözü gibi durabilmek.

Balık, deniz ve rakı yan yana getirildiğinde, rezil de ediyor vezir de?
Yine Hazreti Mevlana'nın bir sözü ile rakı muhabbetimizi bitirelim mi?

'Rakı zihindeki parlaklığı artırır. Ancak herkes de aynı etkiyi yapmadığı için Tanrı tarafından haram kılınmıştır.'

Selam olsun, oturduğu gibi kalkıp da 'şerefine' diyebilenlere?