Hep beni bulmuyor biliyorum da, anlatmak bana düşüyor sanırım. Biliyorsunuz servis adı altında kapıma gelip, benim 300 liramı çalanı da anlattım size. Bugün ise çok farklı bir esnaf fotoğrafı sunacağız size.
İnsanın anlatırken bile canı yanıyor gerçekten.
Hurdacının elli lira bile vermeyeceği bizim eski tencereyi atmaya kıyamadım. “Ben buna sap bulurum” dedim ve başladım aramaya.
Sora sora Bağdat bulunur. Aradım ve buldum bir sap satanı.
Gittiğimde torunum yaşındaki bir genç sert bir yüz ifadesiyle karşıladığında çekindim soru sormaya bile. Ah nerede bizim o eski güleç yüzlü esnaflarımız. Elimdeki vidayı göstererek “iki tane lazım” dedim yine de!
Adeta “iki vida almak için mi geldin?” diye çığlık attığı yüzüne yansıyan şekliyle yanıt verdi “yok biz sapıyla satıyoruz.”
Gıcığım ya elimdeki tencere sapını göstererek “Şimdi atayım mı ben bunu? Bana sadece iki vida lazım.”
Aynı cevabını tekrarladı.
“Peki kaç lira bir tanesi?” diye sordum.
“150 lira.”
İki tanesi üç yüz liraya tencere sapı.
“İstersen getir biz takalım” dediğinde tam ürktüm.
Öyle ya “bir de takma parası” da isterse?
“Şaşırdım” diye fısıldayarak çıktım dükkanından.
*
Olayın sonrası var.
Başladım çarşı merkezinde dükkanlarda vida aramaya. Gittiğim dükkanlar bir başkasına yönlendirdi.
Yönlene yönlene en son Bakırcılar Çarşısında Yılmaz Anahtarcıda aldım soluğu.
Orta yaşlı dükkan sahibine gösterdim vidaları ve “iki tane hazım” dedim. Gitti dükkanın çekmecelerini karıştırdı ve iki vidayı bulup gelirken “Uymazsa tencere ile getir yardımcı oluruz” dedi.
“Borcumuz?”
“İstemez!”
“Olmaz borcumuzu ödeyelim.”
“Duan yeter!”
Bir an kalakaldım öylece.
Yarım saat önce karşılaştığım malum esnafın (!) davranışını, bir de “duan yeter” diyeni beynimde hızlıca kıyasladıktan sonra döndüm ve dedim ki “Sizi esnaf ahlakınızdan dolayı kutluyor ve teşekkür ediyorum.” dedim.
Evet işte vurgulamak istediğim esnaf ahlakı.
Hani bizim ailemizi çocuklarımızı “şu dükkanda bekle” diye gönderdiğimiz, “hesaplar bende” diye çekip gittikten sonra maaşımızı alır almaz borcumuzu ödemeye gittiğimiz, hatta fazla paramız ise “sende kalsın, bazım olursa ben isterim” diye birikimlerimizi emanet ettiğimiz esnaflar nerede?
Nerede o müşteriyi yolunacak kaz gibi görmeyen esnaflarımız?
Nerede sevgi ve saygı ile selamlaştığımız dostlukta buluştuğumuz esnaflarımız?
Nereye gittiler?
Ve niye kayboldular ya da niye kaybettik?
Bir liralık iki vidayı üç yüz liraya satmaya kalkan biri veya birilerine “esnaf” denebilir mi?
Siz diyebilir misiniz?