Mesele Türkiye.
Soru da; Türkiye'nin geleceği ne olacak?
Atalarımız kurtarıp bize teslim etmiş bu ülkeyi de, biz kime ve nasıl teslim edeceğiz ki?
Bilmiyoruz.
Böylesine önemli bir zorlu süreçten geçerken, demokrasi kahramanı geçinen padişahları izliyoruz.
Atadıkları milletvekilleri ile yüce meclisi işgal eden zihniyet ve bu zihniyetin şakşakçıları demokrasi numarasında takla atıyorlar.
Sağda takla.
Solda takla.
Ortada ise kimse yok.
Kalmadı.
Tükettiler.
Son nesli de, öyle böyle.
Padişahların demokrasisinde eğleniyoruz.
Tiyatro bunun adı.
Demokrasi tiyatrosu.
Milletvekillerini genel merkez seçer.
Belediye başkanlarını da.
Hatta, belediye ile il genel meclis üyelerini de.
Ve bu tiyatroda yaş sınırı da yok.
Devlette var ama padişah demokrasisinde yok.
Ölünceye kadar siyaset.
Tabi ki tuluat içinde yine de karanlık dönemin sona ermesini istiyor insan.
Umut var mı?
Karaoğlan'a benzer ve beyefendi kişiliği ile Kemal Kılıçdaroğlu ışık veriyor.
Seviyor herkes.
Her siyasal düşünceden sempatizanı var.
Babası mezardan çıksa bile CHP'ye oy vermeyeceği bilinenler bile "Kemal Kılıçdaroğlu'na oy vereceğim" diyor.
Ne güzel.
Onca yıllık süreçte kirli bir olaya karışmamış Kılıçdaroğlu, soldan da sağdan da destek buluyor.
Oh be!
Türkiye yeniden eksenine oturacak derken, CHP'de çatlaklık yine başlıyor.
Huy bu!
Birbirini sevmemeye mecburlar sanki.
Bireyselcilik ülke çıkarlarını ve geleceğini bile unutturuyor bu CHP takımına.
İşte İstanbul.
Eski il başkanı çıkmış asıp kesiyor.
O'nu memnun etmek için yeni kararlar alınıyor.
Ve can sıkıyor.
CHP'lilerin birbirine ettiğini başkası yapmıyor ki zaten.
Yıllardır birbirlerini yemekten bir türlü kurtulamadılar.
Tam iktidar kapıya getiriliyor ve bunlar itiyor.
İlla ki kavga.
"Ben" kavgası.
Ve ayak oyunları.
Demokrasi lafı hikaye.
Dedik ya tiyatro.
Genel Başkan ve genel merkeze yağcılık ve yandaşlık demokrasiciliği bunların ki.
Aynen diğerleri gibi.
Oysa ülkenin nefes almaya gereksinimi var.
Ne İstanbul il başkanı ilgilendiriyor bu toplumu ne de başkaları.
Kemal Kılıçdaroğlu bir umut ışığı yakmış ve toplum da tam buna inanmış ki parazitler harekete geçiyor.
Ayıp demenin anlamı yok.
Kılıçdaroğlu'nun bunların tümünü "önümüzdeki seçimlerde ön seçim sistemiyle adaylarımızı belirleyeceğiz tüm organlarda" diyerek temizler.
Pırıl pırıl olur CHP:
Demokratikleşir.
Ülkenin tüm karanlık noktalarını da aydınlatarak geleceğin sağlam taşlarını döşer.
Bu tiyatronun son başrol oyuncusunu da pes ettirip kaçıramazlar ise, bu kin ve nefret üzerinde birbirini yemeye çalışanlara rağmen CHP iktidar olur.
Ötesi berisi yok ki bu işin artık.
Tek çare; Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığında demokratikleşmiş CHP'nin iktidar olması.
Türkiye'de temizliğe CHP'den başlayıp öncelikle dinazorlardan kurtularak gençleşir.