AB`nin
Eyüp BEKTAŞ
Tunceli valiliğinde bir siyasi parti bayrağının çıktığına dönük haberin anlamı nedir?
Haber doğru ise, bu ülkenin çivisi çıkmıştır.
Yani tuz kokmuştur.
Devletin binasında bir partinin bayrakları ve afişlerinin bulunması, o devlet biriminin başındakinin devleti siyasete alet etmesinden öteye bir anlam ifade etmez.
Yazık!..
Öteden bu yana, siyasetçilerin devletin memuru ve emekçisini siyasetin emir kulu olarak görmesini eleştiririm.
Devletin çalışanının yönetimin başındaki siyasal iktidarın memuru olmadığını anlamamakta direnen çapsız siyasetçiler, liste tutarak kendilerine yakın olanları göreve getirmek için siyasi tavassutta bulunurlar.
Bu ?ne yazık ki- her siyasal iktidar döneminde böyledir.
Siyaset yerele indikçe ?kişilerle uğraşma? basitliğine düşürülür ve bu cenderede de boğdurulur.
Üretken siyasetçi olma, toplumsal konularda beklentilere çözüm üretme gibi bir vizyonun dışında kalanlar bu kör dövüşün içinde yine bireysel ile yandaş tatmini bataklığına düştüklerini bile göremezler.
Devletin memuru, devlete hizmet eder.
Ama gel de anlat siyasetçilere.
Güç gösterisi yapacak ya.
Hükümetin memuru olarak gördüğü devletin memurunu ezecek.
?Sürerim? diyecek.
?Dediğimi yapacaksın? tafrası atacak.
Baskı kurup sindirecek.
Ve böylelikle mutlu olacak.
Küçük siyasetçi huyu bu.
Bildiğimiz, bildiğiniz?
Devletin memuru koruma konusunda biz de arada kaldık.
Trafik polislerine meydan okuyan ve benim de savunduğum düşüncenin etiketini taşıyan bir siyasetçiye ?tehditçi? dediğimiz için tazminata mahkum oldum.
Taksitle tazminatı ödemek istememi bile kabul etmedi.
Her tarafa haciz koydurup parasını çatır çatır tahsil etti.
Yani, devletin memurunu savunmanın bedelini Eylül 2008?de 7 bin TL ile acı bir biçimde ödedim.
Sen misin, devletin memurunun hakkını savunan.
Başımıza bela aldık.
Bu işin riski de bu.
Olsun.
Durmak yok, devletin memurunu savunmaya.
Bir gün, siyasette kalite yükselecek ve devletin memurunun gerçek işlevini bilen siyasetçiler geldiğinde de, yoz siyasetin bu kötü örneği tarihe karışacak.
Tunceli?de yaşanan olayı okuduğumda bunlar geldi aklıma.
Milenyum dedikleri yıllardan dokuzunu tükettik ama, halen daha demokrasi adına her türlü adayı genel merkezlerin belirlediği padişahlık sisteminden kurtulamadık.
Devletin memurunu, siyasete ezdirmeyecek bir sistemi kurarak çağdaş demokrasiye ulaşamadık.
Ne yapalım.
AB denen birlik, Türkiye?nin bölünmez birliğini parçalamak için her türlü demokratik teamül adı altında binbir türlü yaptırıma giderken, ne seçim kanununu, ne partiler kanununu değiştirmemizi ne de toprak reformunu gerçekleştirmemizi nedense hiç istemiyor.
Niye?
Sebebi belli değil mi?
Misak-ı Milli sınırlarını yıkmak, Eşsiz Önder Mustafa Kemal?in kurduğu Cumhuriyeti yok etmek.
Yorumlar