Uzun süre yaşadığı Çekya’nın ardından Tayland’a giden ve “ sürekli gelin sizi bekliyorum” diye açık davet yapan eşimin Oğlu Berk, en son Bali’de ikamet etmeye başladığında, “artık yeter! Uçak biletlerinizi alıyorum” baskısına gönüllü direnmeyip yollara düştük. İstanbul’dan 16.30 da Bangkok aktarmalı başlayan yolculuğumuz ertesi günü yine TS ile 14.30’da Bali’de sona erdi.

Berk havaalanında karşıladı bizi ve konuk etmek için kiraladığı eve vardığımızda uzun yolculuğun yarattığı yorgunluk ve gerginlikten özlem gidererek uzaklaştık. kurtulduk. Yolculuk anıları ve ilk izlenimlerimizi ifade ettiğimiz saatler su gibi geçti. Ertesi günü kendimize gelip çarşıları dolaşmaya çıktığımızda ilk gördüğüm ve dikkatimi çeken şey bereket Tanrısı oldu. Her dükkanda satılıyor vallahi de billahi. Bereket tanrısını kimi zaman açacak kimi zaman da anahtarlık olarak turistlere satmak için vitrinlerde başköşeye asmışlar.

Günler boyunca gördüğüm ve de şaşkınlıkla gözlemlediğim ikinci durum ise otobüslerdi.

Bali’de otobüs yok!

Gördüğüm bir iki midibüste turlara aitmiş.

4.5 milyonluk şehirde ulaşım nasıl sağlanıyor?

Efendim taksi ve motosikletle.

Evet evet yanlış yazmadım, aynen öyle.

Uber gibi bir taksi sistemini telinize yüklerseniz her yöne güvenli ve ucuz ulaşabiliyorsunuz. Yoldan çevireceğiniz taksiler pahalı. Motosikletler de aynı şekilde vızır vızır yolcu taşıyor.

Trafikte başka saatlerde mi ulaşıma çıkıyorlar anlamadım ve bilmiyorum ama ne otobüs ne kamyon yok yollarda. Var olanlar da küçük kamyonet ve midibüsler. (Turizm sezonu olduğundan trafiğe çıkarılmıyor olabilir)

Bir şey daha söyleyeyim mi size?

Trafikte sedan araç yok tümü de station wagon. Aklım almadı. Daha dikkatle baktım her trafiğe çıktığımızda trafik akışının içinde hareket eden araçlara.

Yok!

Bir tane sedan gördüğümde de “Aha” diye işaret ettim.

Bir başka tespitim de şu: Araç markalarının tümü de uzak doğuya ait. Ezici çoğunluk Toyata’da. Sonra Daihatsu, Honda, Isuzu, Suzuki. Mitsubishi.

O dünyayı sallayan markalar Bali’nin kapısından içeri girememişler.

Neden station wagon? Özel araçlarda bile SUV ile station wagonu tercih eden Bali”ler sanırım araçlarını satın alırken yolcu ile yükü birlikte düşünüyorlar. Aracını çok amaçlı kullanma isteği bu olsa gerek.

Bir de şu var; toplu taşıma olmadığından dolayı olsa gerek herkes aldığı hizmetin karşılığını ödüyor.

Bir ara Ereğli’deki taksiciler “dolmuş taksi olmak istiyoruz” diye eylem yapmışlardı. Şoförler ve Otomobilciler Odası’nın Devrek yol ayrımındaki eski binası ve çevresi sapsarı olmuştu sarı taksilerin eylemi nedeniyle.

Dolmuş taksi girişimini engellemişti minibüsçüler.

Ereğli’deki tek gerçek minibüsçüler ne derse o olur.

Gerisi hikaye.

Tekelleşmenin ağır bedelini hep dar gelirliler ödüyor Ereğli’de.

Dolmuş taksi olsun.

Motosikletli taşıma da olsun.

Fiyatlar düşsün.

Kim istemez?

Yeni rekabet olsun rekabet.

Her kim ki rekabeti engelliyor bilin ki, dar gelirlinin dostu değildir.

Konuyu yine Bali’den sürdürürsek, dikkatimi çeken bir konu da; ekmek oldu. Abi ekmek yok! Marketlerde paketlenmiş küçük küçük sandviçler ve tost ekmekleri var. Ama o bizim bildiğimiz francala ekmek de görmedim. Hele hele bizim o koca koca şu ekmek bu ekmek diye evlere kucak kucak götürdüğümüz ekmeklerden hiç yok. Bilmiyorum başka şehir veya beldelerde var mı?

Anlayacağınız tatil matil şudur budur da, benim ilk izlenimlerin yine toplumsal konular oldu.

Ha unutmadan yazayım, pisuvarlar da çocuk boyu.

Eğer ki yolunuz düşer de gelirseniz, işe üzerinizi ıslatarak başlamayın!

Not: Bilmem ne hayvanın dışkısından elde edilen dünyanın e pahalı kahvesinden söz etmedim daha. Gittik ve gördük vallahi. Denemedik tabi. Belki sonraki bölümlerde iki kelam ederim bu durumdan.