Yıl 2002 ve Türkiye’de büyük bir rüzgar var. Bu rüzgarın lokomotifleri, İsmail Cem, Kemal Derviş ve Hüsamettin Özkan. Her üçü de kamuoyundan gelen Ecevit’in bu işi bırakarak yerini İsmail Cem’e bırakmasını istediler.

O tatlı ve bir hayli de sert esen rüzgar gün geldi fırtınaya dönüştü.

İnanılır gibi değil, başta TOBB olmak üzere tüm meslek odaları bile ayağa kalktı “Ecevit gitsin, İsmail Cem gelsin” şarkısı söyledi.

Bu nasıl organizasyon?

Oysa Ecevit hasta.

Herkesin hasta olmaya hakkı olduğunu kimse aklına getirmeyip saygı duymadan yaşamının tüm sürecinde geçmişiyle ilgili en küçük bir leke olmayan, iddia ortaya atılamayan Ecevit’e tu kaka dedi.

Medya deseniz bugünkünden farkı yok. Yandaş. candaş fütursuzca dans ederken mesleğin etik değerlerinin e si bile kalmamış.

Düğmeye basıldı.

Ecevit gidecek.

Gitti de!

*

Yeniden o yılları anımsarken, Gölcük ve Düzce depremlerinin ardından bir de ekonomik kriz ile mücadele eden Ecevit’in Başbakanlığında kurulan hükümet o DSP’den ayrılan bakan ve milletvekilleri tıpış tıpış yuvayı terk edişleri ile yıkıldı.

Gittiler ve seçim bölgelerindeki il ve ilçe örgütleriyle birlikte “laylaylom” havasıyla Yeni Türkiye Partisi’ni kurdular.

Genel Başkan da İsmail Cem.

Cem de Cem hani.

Uluslararası saygınlığı olan ve halkta da beklentilerin umudu olarak görülen bir isim.

Yurt gezileri bir başladı ki, sanki seçimler yapılmış da YTP iktidar olmuş gibi umutlu ve sevinçli bu oluşuma destek verenler.

Ecevit’i sırtından vuran o bakan ve milletvekilleri çok mu çok neşeli canım.

Yeni Türkiye Partisi ile Türkiye’yi kurtaracaklar (dı).

İktidar olduktan sonrasının anaforu içinde plan üstüne plan yapıyorlar. Seçim bölgelerinde “ne olur ne olmaz” diye çok yüzlü olanlardan da gördükleri ile yalan rüzgarlı şirinliklere kapılarak sanki yere bile basmadan uçtular.

Hey gidi yıllar.

Neler gördük neler.

Saz gaz gırla.

Çalan çalana.

Oysa bu tezgahın altında bir tek söz vardı; o da hayır!

Ecevit, ABD’nin Irak’a vurma planına evet diyerek kendi topraklarımızı bu emperyalist güce kullandırmış olsaydı 57. Hükümet yoluna devam edecekti.

Ve o geminin malum fareleri de Ecevit’lere yağ çekmeye devam edecekti.

Hiçbir sorun çıkmayacaktı.

ABD o DSP’yi bölenlerin iç dünyalarındaki ihanet mekanizmasını tetikledi ve çıkardı.

Atalardan kalma bir söz: bir defa satan hep satar.

*

Seçimlerden iktidar olacağını sanan YTP’liler, DSP’nin da altında oy olarak tarihten silindiler.

Dimyata pirince giderken evdeki bulgurunu da kaybeden YTP’lilier için bir not daha. İmzaladıkları erken seçim önergesinden tehlikeyi görüp imzalarını çektiklerinde bu kez Ecevit, baraj altında kalacağını bile bile seçimlere evet dedi. Bu duruş unutulmayacak bir olaydır.

Bu işler böyle.

O kadar kolay değil bu işler.

Olay Asma’da Osman’a kadar gider!

Ve son pişmanlık da yetmez!

Tam laylaylaylom olunur.

Nokta

*

Şimdi bugünkü CHP’de yaşananlara bakınca en canımı acıtan ise küfür ve hakaretler oluyor.

Nasıl bir hastalık bu?

Deniz Baykal’a siyasi hayatında duymadığı küfürleri kim etti?

CHP’liler?

Meydanlara milyonları toplayıp partisinin üzerinde oy alma başarısını gösteren Muharrem İnce’ye Memleket Partisini kurduğunda en ağır sözleri kim söyledi?

CHP’liler.

Halkta karşılığı yok aday olursa iktidar kazanır diyenlerden biri olduğumu özellikle belirtirken, CHP’nin başına saçma bir hukuk tezgahıyla gelen Kemal Kılıçdaroğlu’na şimdi kimler saydırıyor?

CHP’liler.

Yarın bir gün sıraya gireceklerini tahmin ettiğim Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’nun hatırını kimler soracak dersiniz?

Tek yanıt; ben değil!

Demek istediğim şu: küfür ve hakaret CHP ile asla örtüşemez.

CHP kültüründe olmayan bu alışkanlık sosyal medyada hızla kendine daha çok alan bularak kronik bir hastalık haline geliyor.

12 Eylül CHP’sinde dayanışma kültürü sevgiyle beslenirdi.

Ya bugün?

Neden bu küfür ve hakaretler?

Sadece troller midir bunun sebebi?

Bu davranışlar prim yapmaz.

Merhaba demek, olaylar ve gelişmeleri sağduyu ile değerlendirirken sevgiyi öne çıkaracak yerde, özellikle sosyal medya bataklığında yazılıp söylenenler çok utanç verici.

Tuhaf olan da, bu pespayeliğe hiçbir siyasetçinin “ayıptır” dememesi.