Soğuklardan çıkar gibi olduk son Pazar günü.

Kdz. Ereğli’de sosyal yaşam o kadar renkli değil. Bilinen yer ve mekanların dışında da kültür zenginliği ile heyecan yaratacak bir kurum da olmadığı için, nefesler daralıyor aslında.

Bir Pazar günü ve Kdz. Ereğli.

Ne yaparsın?

Hava da ılık gibiden biraz daha öteye sıcak.

Parti arabaları çarptı gözüme.

Günlerden Pazar ve Subaşı’nın pazarı.

Subaşı denilen yer de aslında bir mevki. Kaptaş, Delihakkı gibi.

Aslında Subaşı Süleymanbeyler Köyü, Kaştaş Kurtlar Köyü, Esentepe Şamlar Köyü,  Delihakkı da Soğanlıyörük Köyü.

Birkaç köyü birleştirerek Pazar kurulan mevkiler siyasetçilerin de “bir taşla çok köy vurduğu” alanlar.

Subaşı’nda siyasi açıdan ne gibi bir hareket var diye gazladığımda, Solaklar Köyü ayrımındaki trafik ışığında durduğumda bir köylü vatandaş geldi araca. “Nereye gidiyorsun?” diye sorduğunda Subaşı diye yanıt verdim.

Yolda söyleşiyoruz seçimlerle ilgili.

Köylü kurnazlığı ile benim düşüncemi öğrenmeye çalışıyor. Oysa işim gereği seçimlerle ilgili görüşlerini almak istesem de, ser verip sır vermiyor. İlla ki, benim bakışımı öğrenip nabza göre şerbet verecek.

O’nu konuşturmak için “Ben Bülent Ecevit’in DSP’sini beğenirdim ve çok oy verdim” dedim.

Bir rahatladı ki.

“O babaydı” dedi.

Başladı anlatmaya Ecevit’i.

Madenciler ve işçilere Ecevit’in verdiği büyük değeri iyi yaşamış ki, “Biz hala O’nun verdiği ekmeği yiyoz. Allah O’ndan razı olsun” sözleriyle minnetini dile getirdi.

Zonguldak’tan bağımsız milletvekili adayı Ali Uzun’u sordum.

“Köylerde çok anlatıyorlar onu. Her kim ki kapısına giden herkese yardımcı olmaya çalışıyormuş. Partilerden çok oy çalacak o” deyiverdi.

Ali Uzun’un adı iyilikleri ile halkın arasında konuşuluyor.

Bunu çok yerde duyuyorum.

Kırgın ve kızgınların adresi oldu Ali Uzun’un adaylığı.

Ya Ali Uzun aday olmasaydı?

 

**

 

Subaşı’nda dolandım biraz.

Seçimler halkın pek umurunda değil.

Siyasetçileri de dinlemiyorlar gibi geldi bana.

Bacak bacak üstüne atıp dükkanların önünde oturanlar uzaktan gazel dinliyorlar.

Peki neden?

Ve niye bu sevgisizlik?

 

**

 

Halkın arasında nabız yoklama heyecanım ile dolaşırken, izlenimlerim de tat da yok tuz da.

Şu çok açık bir gerçek ki; partililer kendileri dolduruyor alanları.

Kendim çalar kendim söylerim gibi.

Sloganlarda bile bir inanmamışlık var.

Onca olanağa rağmen, halk yok.

Siyasetmiş, konuşmacıymış, havaymış, gazmış hikaye.

Sebep?

 

**

 

Sebebini otomobile aldığım vatandaş söylemişti.

Acaba doğru mu?

Bu halkı ancak sevgiyle harekete geçirirsin.

Severse çıkar yola.

Sevmiyorsa umursamaz.

Ciddiye almaz.

Hatta bazıları gibi, gelene ağam gidene paşam diyerek idare eder.

Hatta peşinden demediğini de bırakmaz.

 

Sanki bana bu “idare” sözü daha doğru gibi geldi.

Bu olabilir.

Mümkün.

Vatandaş olası baskıların da gelebileceğini tahmin ederek, siyasetçilerin yüzüne gülüp sanki ardı sıra “anca gidersin” mi diyor?

 

Biraz daha dolanmalı köylerde.

Bakalım neler öğrenebileceğiz bizim köylerimizde?