İNSANIN iç burkan duygularından biri ayrılık. Belki de en onulmazı. Ölüm acısından bile. Ne diyor şair dizesinde ?ölüm Allah?ın emri, ayrılık olmasaydı?. Ayrılık duygusu boy atmasaydı insanın içinde sanki yaşam daha bir katlanılır hale gelirdi. Yurdundan, aile ocağından. özenle donattığı sığınağı sırdaşı odasından, sevdiklerinden, sevgiliden, dostundan, kitaplarından ayrılmak güç olmuştur hep insan için. Bazen yalnızlığına ortak ettiği öteki canlılardan; kedilerden, köpeklerden, kuşlardan, hatta özenle büyüttüğü bitkilerinden, çiçeklerinden de. 20. yüzyılın ikinci yarısı savaşın getirdiği acılar ve insanlık ayıpları ile dolu olarak başladı. Yeniden çizilen dünya haritasında yerinden, yurdundan edilen büyük insanlığın göçü önceleri ilgi çekmedi pek savaş sarhoşu ülkelerde. Oysa zaman geçtikçe sona erdi zannedilen savaşlar yerelleşti. Silah sanayii üretimini artırarak sürdürdü. İnsanlık şimdi yeni bir dönemeçteydi. Şiddet, ölüm, öldürme, toprağından sürgün edilme, değerli kaynaklara sahip yoksul ülkelerin kaderi oldu. Kimi demokrasi, daha iyi bir yaşam adına işgal ve talan etti bu ülkeleri. Kimi dini inanç adına ölüm makineleri gibi çalıştı durdu. Salt ölüm, cinayet, işkence ve zulüm bıraktılar arkalarında. Bir de bitmez tükenmez göçler. Yeni bir yaşama dört elle sarılmak için canı pahasına tehlikelere kendini salıveren göçmenler. Ne iş olursa yapmaya amade, sömürüye açık göçmenler. Bebeleri, çocukları uygar bir ortamda doğsun, büyüsün uğraşındaki göçmenler. O uygar topluluklarda da itilip kakılan, ?öteki? diye bellenen, evleri kundaklanan, olağan şüpheli olarak görülen göçmenler. Geçenlerde Euronews?un haberlerine göz atıyorum; İtalya?nın yeni sağ hükümetinin ilk icraatlarından biri var ekranda. İtalyan polisi göçebe çingenelerin evlerini başlarına yıkıyor. Mahalleyi temizliyor onlardan. Bir sürek avı sanki. Yakında sıra öteki göçmenlerin diye düşünüyorum. Yarın sıra eşcinsellere de gelir mi? Küresel ekonomideki çöküşün yarattığı işsizlik, yoksulluk bir günahmış gibi çöküveriyor göçmenlerin üstüne. Milliyetçilik kisvesinde yeni ırkçılığın gelişmesine katkı yapıyor. İster istemez kentsel dönüşüm adına yok etmeye başladığımız Sulukule geliyor aklıma.Sonra daha başka şeyler! Bir an empati duymaya çalışıyorum; göçmen olmak, çingene olmak, azınlık olmak, öteki olmak, kendi ülkende bazen kendini yabancı duyumsamanın nasıl bir duygu olduğunu anlayabilmek için. Ürperiyorum. Yazının duru durağı yok. Parmağınızı bastığınızda tuşa, size hükmetmeye başlıyor. İstediğim ayrılık üzerine birkaç söz çiziktirmekti. Bakın ayrılık üzerine bir metin nereye getirdi sözü. Dün Edip Cansever?in ölüm yıldönümüydü. Sevdiğiniz, örtüştüğünüz yazar ve şairlerden, sanatçılardan ayrılmak da bir yürek yangısıdır. Usta şaire, bu vesileyle ironik bir şiirini paylaşarak saygımızı sunalım: ?Bir Karaborsacının Şairlere Öğütü Bütün bunlar benimse size ne Öldü mü gerçeklik duygusu Benden çok sizin işiniz Karıştırmaya gelince toplumu Beni övün demiyorum ama Baksanıza günün adamı oldum Benim için yüzüyor bu gemiler Bu insanlar benim için çalışıyor Bu dağ gibi çuvallar benim mi sizin mi İşiniz yoksa beni çekiştirin durun Şair misiniz masalcı mısınız ne Size nasıl anlatayım bilmem Yazdıklarınız bile okunmuyor memlekette?