Bir yakınımın rahatsızlanıp hastaneye kaldırılması nedeniyle gece yarısı gittiğim Kdz. Ereğli Devlet Hastanesi acil servisinde gördüklerim karşısında; bir çok kişi gibi şaşkınlığa uğradım. Sağlık emekçisi olmak ne kadar zor. Bir kadın geldi acil servisin önüne ve orada bulunan doktor, hemşire ve hastabakıcılara dönerek ?Allah belanızı versin!? dedi. Hastane çalışanlarından tık yok. Kadın devam etti ?Bir buçuk saat oldu, siz benim hastama bakmadınız.? Hastane de bir kalabalık ki hiç sormayın. ?Ana-baba günü? deyimi aynen cuk oturuyor bu hareketliliği görünce. Bir de kurşunlamaya dayalı adli olaylar da gelmiş ki acile, taraflar ve hastaneye kadar devam eden gerginliğin havasını koklamamak ne mümkün. Sağlık çalışanlarının ?Allah belanızı versin? bedduası ile yerlerinde donup kalmaları birkaç saniye sürüyor ve yine aynı hareketliliğin içinde işleri yapmaya çalışırken, bir doktor o ağır küfüre rağmen sakinliğini koruyarak ?sizin hastanızın adı nedir?? diye soruyor. Kadın söyleniyor, doktor bilgi veriyor. Hastaya ilk müdahalenin yapıldığını ve Zonguldak?a sevk edeceklerini dile getiriyor. Bu arada bir diğeri söyleniyor ?niye sevk ediyorsunuz, burası hastane değil mi?? Hadi bakalım siz doktor olun ve yanıt verin bakalım. Ortalık o kadar gergin ki, kendi yakınımızın sağlık durumuyla ilgili bilgi alabilmek için ortalığın yatışmasını beklemekten başka çare bulamıyoruz. Sağlık çalışanları öylesine morallerini yitirmişler ki bu olaylar karşısında, yüzler gülmüyor. Gülümsemek yasak sanki bu emekçilere. Güleç yüzlü çalışmayan veya çalışamayan işini ne kadar sevebilir yada başarılı olabilir ki? Empati kurmaya başlıyorum. Onca yıl tüm yokluklar içinde nice mekteplerde yalamadık mürekkep bırakmamış ve devlete olan borcunuzun bilinci içinde sağlık sektöründe hizmet üretebilmenin heyecanıyla sıvadığınız kollarınız, sistemin içinde sizi darmadağın edince, çalışma şevki bulabilir misiniz? Sistem; hasta ile sağlık emekçisini karşı karşıya getirip öylesine öğütüyor ki, kimi zaman haklıların konumu değişse de değişmeyen tek gerçek yaşanan kavgalar ve gerilen sinirler oluyor. Durum çok vahim! Acildeki tanıdığım bir doktor bana dönerek ?seninle onca hukuğumuz var, hastanın bir şeyi yok diyorum, sen bile anlamıyorsun? diye serzenişte bulununca şaşırıyorum. Oysa ben kimseye bir şey sormamıştım. Anlaşılan o ki, morali darmadağın olmuş bir sağlık çalışanının kontrolünü nasıl yitirdiğini tarif etmek için başka bir şey söylemeye gerek yoktu. Kendisine, ?ben size veya bir başkasına herhangi bir şey sormadım ki!? dediğimde, bir anda düşündü ve ?özür dilerim? diyerek şifa arayan hastalarının arasına döndü. Kdz. Ereğli Devlet Hastanesi?nde yaşananlar Türkiye?nin bir gerçeği. Ülkemizin her bir yanında bu ve buna benzer olaylar sürekli yaşanıyor. Doktorlara ve tüm sağlık çalışanlarına ?Allah belanızı versin? diye bela okuyan canı yanmış bir kadının tepkisini ile karşı karşıya kalan bir sağlık çalışanının, o anda veya o süreç içinde müdahale ettiği hangi hastayı sağlıklı dinleyebildiği ve sağlıklı bir teşhis koyabildiğini söyleyebiliriz? O kadın, o anki davranışı ile hastaneye gelen diğer hastaların da sağlığıyla oynadığını elbette bilemiyor ve düşünemiyor. Çünkü, hastaneler ve acil servislerle ilgili o kadar çok önyargımız var ki, sağlık sektörüne olumsuz bakıyoruz ve sürekli negatifiz. Kimi zaman çoğunlukla yaşanan bir çok olumsuz olay karşısında sürekli kendimize ?saygı kayboldu biz nereye gidiyoruz?? sorusunu yönelterek yanıt bulmaya çalışırız. O kadar çok gerginiz ki. Yaşamımızın her anında, bela gelip çatıyor karşımıza. Pazardaki esnafın çağrışımlı çığırtkanlığı, trafikteki serseriler, yolda yürürken tüküren terbiyesizler, toplum içinde ve çevreden geçen aileleri de umursamadan ana avrat sövenler, gelecek kaygısının yarattığı endişeler, sosyal devlet olamamanın acımasızlığı, ülkenin bölünüp parçalanması için çevrilen oyunlar, cahil cesareti içinde ortalıkta dolananlar, bilgi ve kalitenin yok olması için gösterilen gayretler, anlama ve algılama yeteneğinden yoksunlar kimi stres denen belanın içine itmiyor ki. Hele ki, kulağınızın dibinde cart diye çalan kornalar sizi gürültü kirliliğinin içinde ufalamıyor mu? Bunun tek çaresinin elbette ?eğitim? olduğunu söylemeye gerek yok. Bu gerçeği herkes biliyor ve kabul ediyor. Ama, o idealist öğretmen kadrolarının yerinde şimdi ne esiyor? Acil servisteki insan manzaralarından ne kitaplar yazılır, ne kitaplar. Biz hepimiz, bu kitap sayfalarında nasıl yer alırız ki? Soru bu. Öncelikle de kendimize sormamızın gereken sorudur bu. Sahi biz o kitapların hangi sayfasında ve hangi rolde yer alırız?