Şeker tadında Ramazan Bayramı dileğinde bulunduk birbirimize.
Bayram sevincinin coşkusuydu paylaşılmak istenen.
Mezarlıklar dolup taştı bu güzel ve anlamlı buluşmanın ilk ayağında.
Sonra sağ olan büyüklere ziyaretler yapıldı.
Çay, şeker, çorba, yemek derken özlem giderildi karşılıklı.
Büyükleri ziyaret sorumluluğunun bilincindekiler, görevini yerine getirmenin huzurunu yaşadılar yine gönül gönüle.
Ben de gittim Annem ve ağabeyime.
Yaşamda sağ olan iki büyüğüm kaldı çünkü.
Büyüğü arayıp sormak ve gönül almanın manevi tatminini yaşamak ne hoş bir duygu.
Mutluluk.
Annemin gözlerindeki o sevinç, ziyaretine gidip O'nu görmem ve elini öpmemdendi elbette.
Hiç aksatmıyorum ki.
Resmi yaşı 83 olan annemin gerçek yaşı 87 veya 88 sanıyorum. Çünkü annem 'babam beni nüfusa yazdırmaya götürdüğünde şu kadar kızdım' diyerek 4-5 yaşlarındaki çocukları tarif ediyor sürekli.
Yaşı 90'a yaklaşan annemle bayram sohbetimiz çok renkli geçti.
Annem, abim ve yengeme yaptığım ziyareti tamamlamanın mutluluğu ile Ereğli'ye döndüğümde, televizyonlardan dökülen kan ve ölüm görüntüleri ile irkildim.
Kim irkilmez ki.
Bu nedir ya!
Nedir?
Bu ülkenin her yanında yıllardır kan akıtılıyor.
Binlerce eşkiyayı dağlarda besleyen, eğiten ve üzerimize saldırtan anlayışa lanet olsun.
Eşkiyayı destek olanlara da lanet olsun.
Yerli yabancı işbirlikçilerine de lanet olsun.
Haklı ya da haksız kendi demokratik hakları için kan döken, döktüren, toplumun huzur ve güvenliğini bozanların yaşattığı kan ve ölüme yeter!
Yeter artık yeter!..
Eşkıya ile kolkola olan, onlarla sarmaş dolaş olup da bu ülkenin kaynaklarından beslenenleri bilmek ve görmek yetti artık.
Eşkiyayı kardeş gibi görüp de, dağda bayırda piknik yapar gibi ballandıra ballandıra anlatanlara da yazıklar olsun.
Eşkıya ile gizli görüşmeler yapanlar, onları Habur'da törenle karşılayanlar, eşkiyanın başına 'sayın' diyecek kadar şaşıranlara bin defa lanet olsun.
Bayramın tüm güzelliğini alıp götüren bu olaylara karşı 'devletimiz yaraları saracaktır' sözleriyle masal okuyanlara da of!
Her yerden ölüm haberleri gelirken, temcit pilavı gibi de olsa ilk düşüncem, 'terörle mücadeleye yaşamını vermiş olan askerlerimiz neden cezaevinde' oluyor.
Sahi neden?
İlker Paşa Genel Kurmay Başkanı olarak terör örgütü mü kurmuş?
Ne yapmış bu örgüt?
Eşkıya ile birlikte ülkeyi kan gölüne mi çevirmiş.
Ve diğer paşalar, albaylar, binbaşılar, yüzbaşılar.
Bu askerler uzun yıllar Güneydoğu'da gözleri kan çanağına dönüşerek dağda bayırda nöbet tutarken, bu eşkiyaya 'gel kardeşim seninle Oslo'da bulaşalım'mı demişler?
Niye içerideler?
Niye?
Türkiye kan kokuyor.
Ölüm öylesine sınır tanımıyor ki; terör dalga dalga teslim alıyor toplumu.
Komşumuzdaki emperyalist projenin tam göbeğinde niye yer aldığımızı sorgularken, ülkenin hızla tek adamlığa ve bölünmeye doğru sürüklendiği de seslendiriliyor kimi köşelerde.
Ülkemin gençleri ölüyor.
Ölenlerde hep Mehmet.
Mehmet
Niye Mehmet?
Niye?