Hepimizin özel günleri var ve o günler hep anıların en önünde yer alır ve unutulmaz/unutulamaz olarak hatırlanır. Benim de oğlum Mustafa Kemal’den sonra kızım Evşen’in evlilik günleri anılarımın en özel ve seçkin olaylarıdır.
Mustafa Kemal’den sonra kızım Evşen’in de düğününü gördüm ya, şukur. Evşen’im yaşamını Engin ile birleştirerek “sonsuza kadar” dedi. Şükrediyorum her şey tıkır tıkır işledi ve en küçük silah atma magandalığı ve korna çalarak gürültü kirliği de yaratmayıp kimseyi rahatsız etmeden büyük bir huzur içinde evliliklerini gerçekleştirdik.
Gördüm ki, gerçekten de “dost” biriktirmek böyle bir şeymiş.
Katılımları ile bizleri sevindiren, çiçek göndererek bu özel günümüzde yanımızda olduklarını ifade eden, uzaktan yakından arayıp sorarak paylaşanlara Bektaş ve Külekçi aileleri adına s5onsuz teşekkür ediyorum.
Gönül dostluğu böyle bir şey işte.
*
Mutluluklar kadar acılarımız da var elbette.
Yaşanıyor, yaşıyoruz.
5 Temmuz’da biz düğünümüzü yaptık, 11 Temmuz’da ise günün ilk saatlerinde gelen bir acı haber canımızı yaktı.
Dostum, Arkadaşım, Yoldaşım Sevgili Ayşe Akcan Hindistan’ın annesi Naciye Akcan Çankırı Hastanesindeki tedavisi sırasında koşmuş sonsuzluğa.
Korgun’ın Buğay Köyü’ne gitmek üzere eşim Lale ile birlikte hemen yola çıktık. Naciye Anne’nin diğer çocukları Aynur Akcan, Emine Karademirci ve Bircan Akcan ile damadı İsmail Karademirci, gelinleri ve torunlarının acısını paylaştık diğer yakın dostlarıyla.
Hayat böyle.
Tarih 12 Temmuz 2025 ve günlerden de cumartesi. Naciye Akcan, öğle namazının ardından Buğay Köyü’ndeki aile mezarlığında toprağa verildi.
Altı gün önce düğün yaptık, sonrasında ise Naciye Anne’nin acısında buluştuk “Eycem” dediğim Ayşe ve ailesi ile.
Işıklarda uyu Naciye Anne.
Ekmeğini yedik, suyunu içtik helal et.
*
Bağ bahçe işlerini sevenlerdenim. Fırsat buldukça doğa ile bütünleşir ve bir şeyler üretmeye çalışırken, tek sorunum su olur hep. Belediye suyu ile tarım olmaz. Hem pahalı hem de klorlu su tarıma iyi gelmez diye öğütlediler. Doğal su nereden bulacaksın? Yok! Hiç aklımıza gelmedi ki yağmur sularını biriktirmek. Bundan sonra ne kadar beceririz o işi bilmem. Bildiğim atasözü taşıma su ile değirmen dönmez
Dönmüyor zaten.
İncecik bir hortumu dolduracak kadar dere veya doğadan su bulsak bir şekilde akıtırız bahçelere de, bulamıyoruz veya biz bu işi bilmiyoruz.
Şunu çok iyi anladım ki, şu tarım işçilerinin çektiklerini küçücük bir saksıda da olsa yapmayan bilmez/bilemez. Saksıda iki dal bibere bakın bakalım. Hele bir dal domates ve salatalık da yanına koyun ve gözünüz gibi bakmaya çalışın.
İşte o zaman anlarsınız o pazarlarda ürettiğini satmaya çalışan köylü kadınlarımızın çektiklerini.
Üretmek de yetmiyor.
Toplayacaksın, nakledeceksin, tezgaha koyacaksın ve o güneşin yağmurun altında ürettiklerini satarak tekrar köyün yolunu tutacaksın.
Zormuş zor!
*
Bir sabah iki çiçek sulayayım diye küçük bir yoğurt kabına çeşmeden su doldurmak isterken bir kedi ayağımın yanına kadar geldi ve başladı bana bakıp miyavlamaya. Su istiyor! Bir kaba su koyup verdim. Bir su içişi var ki. İnsanın içi ığıldıyor.
Hayvanları da unutmamak gerekiyor.
Bu sene çok kurak.
Yağmur yok.
Doğa suya aç.
Hem de çok aç.
Kazmayı toprağa vur geriye sekiyor.
Taş olmuş topraklar.
Aman şu kurak günlerde doğamızı korumak ve en küçük bir yangına sebebiyet verecek durumlara yol açmayalım.
Hele şu şişeler.
Kırık parçaları bile büyüteç gibi yangına sebebiyet veriyor.x