Hayatımız ağlanacak halimize komiklik yapmakla geçiyor.

Ve böyle de gidecek.

Bugün bayram.

Yılın her günü bir şey zaten.

10 Ocak’ta “çalışan gazeteciler”in bayramı.

Bir daha vurgulayayım mı:

ÇALIŞAN GAZETECİLER BAYRAMI.

Yani emekçilerin.

 

Bir basın yayın kurumunda çalışan gazetecilerin bayram kutlayabilmesi için öncelikle o gazetecinin sigortalı olması gerekmez mi?

Çalışan gazetecinin bayramı böyle olur!

Türkiye’de özellikle yerel düzeyde gazeteciler sigortalı çalıştırılmıyor ki bayramı olsun.

Böyle bayram mı olur?

 

Bir adım daha ötesine gittiğimizde,  şimdi yanında bir tek ssk lı çalıştırmayanların bayramı mı bugün?

Ne tuhaf!

Hatta ne ayıp!

 

Bayramın adı çalışan gazeteciler, kutlayanlar ise “ben gazete patronuyum” diye hava basanlar ise,  bu da ayıp değil mi?

Çalışanın hakkını vermeyip de, bir de bayramına göz dikenlerin dans ettiği basın dünyasında yaşanan çirkin olayları Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin her yıl düzenlediği “yıl sonu değerlendirme toplantısına” katılanlar iyi duyuyor ve biliyor.

Konu “çalışan gazeteci” ise, herkes bu vurguya göre davranmalı.

Ama bu konu da, ülke genelindeki büyük sıkıntıya ne yazık ki, mevcut yasaları uygulamayan devlet görevlileri kusuruma bakmasınlar ama resmen “çanak” tutuyor.

Bir devlet görevlisi, sigortası olmayan ve bir kişiyi gazeteci olarak nasıl kabul eder de açıklama yapar ki.

 

Yani sevgili dostlar, bu konu büyük yara.

Sizden gelen eleştirileri de yakından bildiğimizi ve bu eleştirilere aynen katıldığımızı hep söylüyoruz.

Bugün çalışan gazetecilerin bayramı ise; -ki öyle- herkes öncelikle “patronum” dediği gazetede çalıştırdığının sigortasını yapıyor mu yapmıyor mu buna bir bakmalı.

Bir tek ssk lısı olmayan yayın organı olur mu?

“Nerede bu devlet!”  desek de, devletin yöneticileri gözünü kayıtlı olanlara dikmiş ve kayıt dışı ile ilgilenmeyerek ödüllendiriyor.

 

**

 

Bir ayrı konu da, bugünün önemiyle ilgili numara çekenler.

Her fırsatta yayın organlarını yandaş çizgide tutabilmek için binbir çeşit baskı ve sindirme olayları tezgahlayanlar da, bugün çalışan gazetecilerin bayramını kutladıklarını söylecekler.

Sorumlu bulundukları makamların kamu gücünü basın özgürlüğünü kontrol altında tutmak için  ilan ve abone tehditi yapıp, aba altından sopa gösterenlerin sayısı da çok.

Antidemokratik kafalı bu tür faşistlere her yer de rastlamak da çok mümkün.

İster Ağrı’da ister ise İzmir’de.

Kafa “demokrat” olmayınca uygulama da tabi ki faşistçe oluyor.

 

Yaygın ve yerel düzeyde bu tür baskıları yaşayan gazeteciler, sadece sansür ile uğraşmıyor ki.

Sansürden başka oto-sansür var.

Ayrıca bir de faşist sansür  palazlandı ki, sınır tanımıyor.

Her yol ve yöntemi mubah sayan bu anlayışa lanetler olsun!

 

**

 

Sonuç olarak bugün ÇALIŞAN GAZETECİLERİN bayramı.

Bu bayramı anlamına yakışır kutlayanları elbette alkışlarız. Toplumun doğru, hızlı ve objektif bilgi almasına katkı verenlerin yeri elbette çok ayrıdır.

Sorun faşist kafalarda.

İster patron olsun, ister ise bir yönetici.

Hiç fark etmez!

 

Ben çalışan gazeteci meslektaşlarımın özveriyle ürettiği emeğini kutluyorum.

Hepsine de “öncelikle sigortalı olma mücadelesi” başlatın çağrısı yapmak istiyorum.

Kendi hakkını alabilmek için cesareti olmayanın bir başkasının hakkını savunması ne kadar mümkün olur?

Bugün çalışan gazetecilerin bayramı.

Patronların değil!..