Ve iz bulunmuş.

İnsanların özel yaşamlarına gizli kameralar aracılığı ile ulaşıp da, elde ettiği görüntüler ile MHP’li milletvekili adaylarını  (şimdilik MHP’liler. Ya sonra kimler?) afişe eden kaynağın ipuçları ele geçmiş.

MHP avukatının da onay verdiği bu tespite göre; ipucunun ucunda yabancı servislerin Türk ajanları bu tezgahı çevirmiş.

Yani?

Yabancı sermayenin yerli uşakları işbaşındalar.

İnsanların evlerine giriyorlar ve gizli kameralar yerleştiriyorlar.

Sonra da bu görüntüleri bir siyasi hareketi yok etmek için kullanıyorlar.

Peki bu oyundan kim yararlanacak?

Hangi siyasi görüş bir siyasi hareketin barajın altında kalması ile parsa toplayacak?

 

**

 

Türkiye’nin yabancı ajanların cirit attığı bir çiftlik olduğunu bilmeyen yok.

Bu ajanlar öyle tehlikeli işlere girerek paçayı da kaptırmıyorlar.

Öyle ya ateş tutulur mu maşa var iken.

Maşa da Türk.

Satılmış Türkler.

İşbirlikçiler.

Ülke düşmanları.

Hainler.

Ülkesinin demokrasisine, siyasal hareketine ihanet ile köşe dönme peşindeki bu yabancı ajanların uşakları elbet bir gün mutlaka ve mutlaka yakalanacaklar.

Sap ve keser işi bu.

Bir gün nasıl olsa tersten esecek bu rüzgar.

 

**

 

Bir milletvekilinin iddiasına göre, 3 binin üzerinde kaset varmış bu servislerin ellerinde.

Bol bol röntgencilik yaparak elde etmişler bu görüntüleri.

Yeri, zamanı ve sırası geldiğinde de arşivden çıkararak vizyona sokuyorlarmış kasetleri. Kullanacakları kişilerin önüne bu kasetleri koyup, kırk katır ile satır hesabı yaptıranlar böylelikle ülkeyi bir baştan bir başa ele geçiriyorlarmış.

Hele ki, demokrasiyi amaca giden yolda araç olarak kullanmak yok mu?

Her konuda yeteneklerini tavan yaptırarak kullanan bu çevreler ve servislerin işbirlikçileri de çokmuş.

Her yer ajan kaynıyormuş.

Bu ajanlık modasına kapılanlar da “sattım gitti memleketi” diye Misak-ı Milli sınırlarını yok etme düşmanlıklarına benzin döküyorlarmış.

Vay anasını!

Ne günlere geldik?

Ve kimlerin eline bu fırsatı verdik?

 

**

 

Yeni bir iddia ise başbakanın da kaseti/kasetleri varmış.

Milletvekilinin biri öyle diyor.

Bu iddiaların kapsama alanı dışında bıraktığı kimse de yok diye düşünülürken, Cumhurbaşkanı da ortaya çıkıp uyardı.

-Bugün sana, yarın bana.

Evet öyle.

Cumhurbaşkanı bu büyük tehlikeye işaret ederek “durdurun” diyor.

Peki bu çıbanı kim patlatıp da irini boşaltacak?

Kim ya da kimler?

Elbette devlet.

Yani devleti yöneten siyasal hareket.

 

**

 

Bu söz çok doğru.

Bugün sana!

Ya yarın?

Dedik ya sap ile keser meselesi.

Hukuk guguk kuşu değil.

Olamaz da!

Bugün sana.

Ya yarın da sana olursa?

 

**

 

İleri ülkeler dünyayı uydudan izliyor.

Bilim teknolojiyi uçurduğu gibi, ışık hızını da geçmeyi kafasına koymuş.

Peki biz ne yapıyoruz?

Kirletiyoruz!

Yok ediyoruz!

Kaset modası yaratarak en aşağılık noktada debeleniyoruz.

Sahi biz nereye koşuyoruz böyle?