Bildiğiniz gibi Pazar günü sünnet şöleni var. Sünneti yapacak halk, sünnet olacak olan da adaylar. Halk kesecek artık neresinden ve nasıl keser ise.

 Geçmiş yıllarda bu sünnet şölenleriyle ilgili olarak  bir tahmin yürütmek mümkün olurdu da; bu kez öyle değil. Sor soruştur genelleme yaptığında ise ‘seçim ortada’ demekten başka seçenek bulamıyor insan.

Kesin tahmin şu:

Sürpriz olabilir !

 

Kdz. Ereğli’de iki gerçek var. Bu gerçekler de iki kişi üzerine düğümlenmiş durumda. Birincisi Başbakan ikincisi de ilçe belediye başkanıyla ilgili. Toplum her ikisinin de gitmesinden yana olduğunu ifade ederken, gerginlik ve gerilimin uzantısı olan kavgadan bıkkınlıktan yakınmayan yok. İşadamı istikrarın bozulmasından endişeli ve böyle bir durumun ekonominin belini kıracağına vurgu yapıyor. Halkta,  şov merkezli yönetim anlayışının ilçeyi ileri götürmediğinden ve toplumsal barışı  bozan  kavgaların da kentte huzur bırakmadığından şikayetçi.

Her iki tespit size göre doğru mu?

Benim yanıtım açık ve net: evet doğru!

Gerilim ve kavga gerçeklerin görünmesini örter ve toplumsal barışı da bozar.

Aynen bugün ülkemizde ve ilçemizde yaşandığı gibi.

Değişim şart.

Zorunlu…

 

Şimdi tahminimi “tarih tekerrürden ibarettir” sözü ile örtüştürerek sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ve hemen 1994 seçimlerine bir dönüş yaptığımızda, SHP’nin adayı Ruhi Cöbekoğlu, CHP’nin adayı Özel Eroğlu ve ANAP’ın adayı Halil Posbıyık.

Üçünün de kökeni eski  CHP olan bu üç solcu adaydan ikisi savruldu ve bir tanesi o dönemde 12  Eylül’ün kapatma yasağının kalkmasıyla yeniden açılan CHP’nin, diğeri de laiklik düşmanı olarak gösterilen ANAP’ın adayı oldu.

Temel aynı.

Peki seçim sonucu neydi?

CHP ile SHP ayrı ayrı seçime girince aradan ANAP adayı çıktı ve Ereğli’nin “solun kalesi” ünvanını yıktı geçti.

Seçim sonucundaki tek değerlendirme de şu oldu:

“CHP Özel Eroğlu’yu aday göstermemiş olsaydı, Ereğli’de sol yıkılmaz ve Cöbekoğlu seçimi kaybetmezdi.”

 

Aradan 20 yıl geçince ortamda ne var. İlçede solu yıkan ANAP adayı DYP’den liste başı teklifini alınca ANAP’tan ve Belediye Başkanlığından istifa etti ve 2007 milletvekili seçimlerinde  DYP’ye adaylık başvurusunda bulundu. DYP ince bir taktikle ANAP’tan gelen adayı DYP kökenli Ali Uzun’a tercih etmedi ve listenin ikinci sırasına yerleştirdi. DYP’de barajı aşamadı (aşsa idi de 2. Sıradaki çıkamayacaktı) milletvekilliği hayalleri suya düştü. Bu arada kendi meclisinin içinden başkanlığa getirilen ile terse düştü ilçede malum büyük bir gerginlik yaşandı.

Buraya kadar tüm yazdıklarım doğru mu? Doğru !

Devamına gelelim.

ANAP ve DYP’nin uluslararası taktiklerle siyasi yaşamlarına son vermesinin ardından partisiz kalan görevinden istifa etmiş ve partisiz kalan Halil Posbıyık, partiden gelen ‘istemiyoruz’ seslerine rağmen CHP’ye alındı ve 2009 seçimlerinde de belediye başkanlığına aday yapılınca, Ereğli’de yaşanan gerginlikle kendisine iadei itibar yapıldı ve bir kez daha başkanlık koltuğuna oturtuldu. 2011 milletvekili seçimlerinde yeniden milletvekilli adaylığına soyundu ancak 2. Sıradan aday gösterilmeyi garantiye alamayınca bu kez eşini milletvekili adayı yapan belediye başkanı seçimleri kaybedince, kentte mühürlemelere başladı. Bilindiği gibi ilk işi de Soğanlıyörük Köyü’nün suyunu kesmek oldu. Erdemir başta olmak üzere yıllardır var olan ruhsatsız ne kadar işyeri var ise üzerine giden ve elindeki geçici yetkiyle  büyük bir baskı oluşturan belediye başkanının çevresi hızla boşalmaya başladı. Kentin şehir eşrafı yaşadığı bu şok karşısında susmaktan başka yol göremedi ve nihayetinde 2014 yerel seçimleri geldi.

Evet herkesin bildiği gibi önümüzdeki milletvekili seçimlerinde yine aday olması yüzde bin olan Posbıyık, şimdi öncelikle  yerel seçimlerinde sandıktan çıkmaya çalışıyor. Bu sandıktan çıkamadığı anda siyasi yaşamı bitti. 20 yıl önce kendisi ANAP adayı iken SHP adayı Cöbekoğlu’na “yaşlı” diyen Posbıyık, bugün 69 yaşında.

 

Şimdi yazımın sonuna gelirken sizlere iki soru yönelteceğim. Yanıt vermeden önce kısa bir düşünce gezintisi yapmanız durumunda bugünü daha iyi görebileceksiniz.

 

Evet 30 Mart akşamı 1994’de Kdz. Ereğli’de ‘solu yıkan adam’ bu kez CHP’nin adayı olarak sandıkta kalır ise bizim solcu takımının ilk suçlayacağı kişi biliniz ki DSP adayı Op,. Dr. Recep Erdoğan olacaktır.

Ortak görüş “Recep Bey seçime girmemiş olsa CHP seçimi kaybetmez ve AKP de seçimi kazanmazdı.”

 

Herkes bu nakarattan suçlama yaparak kendi suçunu bastırırken, kimse şu gerçeği dile getirmeyecek.

 

Evet aradan geçen 20 yıl sonra gözden kaçan ve 30 mart akşamı da objektif bir biçimde  tartışılması gereken sorular şöyledir:

 

 

BİRİNCİ SORUM:

 

1994’de yaşının ilerlediğini kabullenen Ruhi Cöbekoğlu çıkıp da ‘sevgili sosyal demokratlar ben artık yaşlandım ve  görevimi tamamladım. Artık gençlere örnek olmalıyız. Beni affedin ve kendi örgütünüzün arasından birini çıkarın. Ben de o adayımızın ardında, yanında olacağım’ demiş olsaydı, SOL EREĞLİ’DE SEÇİMİ KAYBEDER MİYDİ?

Özel Eroğlu CHP’den aday olur muydu?

Yaşanan küskünlüklerle Cöbekoğlu’nun gitmesi için CHP’ye gidip oy verilir miydi?

Bu olgunluğu gösteren bir sosyal demokrat yapı daha güçlü bir şekilde 1994 seçimlerini alır mıydı?

Yanıtını kendinize verin…

 

 

İKİNCİ SORUM:

 

ANAP, DYP ve ardından CHP’ye gelen, 1994’de de solu Ereğli’de yıkan Halil Posbıyık bu seçimlerde ‘benim yaşım geçti arkadaşlar. Ben ki solu yıkan adam olarak tarihe geçmişim. Siz de öyle bir insani duygular var ki, beni içinize yeniden kabul ettiniz. Herşeyi yerinde bırakmak gerekiyor. Örgütünüzün içinden bir aday çıkarın, hatta meclis adaylarınızı da önseçim ile belirleyin . Ben de partimin ve göstereceğiniz aday ve adaylarınızın yanındayım’ deseydi ne olurdu?

Milletvekili adaylığı için partiye başvuruları olan  OP. Dr. Recep Erdoğan ile Op. Dr. Hüseyin Uysal başka partilere gider miydi?

Örgüt adaylarını önseçim ile belirlemiş olsa yaşanan bu sinerji ile seçimler çantada keklik miydi?

Kentte sol düşünceye sahip olanlar arasında küskünlük yaşanır mıydı?

 

SONUÇ: Kdz. Ereğii kavgadan bıkmıştır. Kin nefret ve baskı ile solculuk yaptığını savunabilecek kadar ilkelerinden uzaklaşanlar,  kendi vicdan odalarında hesaplaşmalıdırlar. Solculuk kişilerin ikballerini değil toplumun ikballerini koruma ve geliştirme anlamında yapılır. Sürekli suçlama yaparak suçluluk örtülemez.

 

Benim görüşüm ise açık. Kıvırtmadan söylüyorum;  

Başbakan ne ise Ereğli’deki belediye başkanı da odur. İkisi de gitmelidir.