Uğur Mumcunun bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz” sözünü kimi olaylar karşısında cuk diye oturtmak için kullanmak gerekiyor.

Bilgisizliğin bir adı da cahilliktir.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızı bilmeyen ve daha da önemlisi öğrenmek istemeyen dar kafalı ve aklı fikri öteki dünyaya bilet kesmek için şeytanlık peşinde olanlar, yıllarca Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’e atmadık iftira bırakmadılar.

Atatürk’ü dinsiz’ gibi göstermeye çalışırlarken, Elmalılı Hamdiye Kuran-ı Kerimi ilk kez Türkçeye çevirtenin de Mustafa Kemal olduğunu uzun yıllar sakladılar.

İletişim hareket demek.

Saydamlık demek.

Ve cehaletin üzerindeki pası kiri silip atan demek.

Bilgi çağındaki iletişim araçları bu yobaz kafaların oyunları bozdu ve bozuyor.

Türkiyeyi düşman işgalinden kurtarıp bize özgür bir ülke bırakan Mustafa Kemal ve ulusal tüm kahramanlarımızı karalamaya dönük iftiralar birer birer çürüdü ve çürütüldü.

Dahası Kurtuluş Savaşımızı öğrenmek zorunda kaldılar.

Bilgilenerek Atatürk düşmanlığını büyük ölçüde kafalarından silerken, iz olarak laik Cumhuriyet düşmanlığı kaldı.

İşte o derin iz.

Silemiyorlar.

Atamıyorlar.

Kurtulamıyorlar.

Ve bu ilkenin önündeki en büyük engel olarak da Türk Silahlı Kuvvetlerini görüyorlar.

Dört bir yandan saldırıyorlar TSKya.

Ne ile?

Demokrasinin tüm olanaklarını saldırı, çürütme ve yok etmek için kullanıyorlar.

Amaca giden yolda araç yaptılar demokrasiyi.

Şakçakçıları da, Lozanda yedikleri tokattan kurtulamayan Sevr dayatmacısı Avrupalılar ile birlikte.

*

Büyük Taarruzunun zaferle sonuçlanan yıldönümünde yine ortam puslu.

Havada karanlık var.

Sanki bir yerlerden bir eller senaryosunu yazdıkları oyunun yerli işbirlikçileri ile TSKyı yok etmek için çırpınmalarının yeni bir sahnesinde bir araya geldiler.

Devleti yıkmanın yolu bu ülkenin çimentosu TSKyı dağıtıp yok etmekten geçtiğinin bilincindeler.

Laik Cumhuriyeti yıkmak ve bu ülke topraklarını bölmek için, etnik temele dayalı ifadeleri yerleşik düzene  geçirerek her gün bu sözlerle bilinç altına dolduruyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti her gün Türk ve Kürt sözcüğünü konuşuyor.

Bu yetmeyecek.

Yakında Türk ve bir başka şey diyecekler.

Amaç belli.

Amacın aracı da demokrasi olduğuna göre.

Her yeni günde yeni filmler çevirerek adım adım ilerliyorlar.

Devlet içinde devlet oluşturdular bile.

Devletin polisinin bölündüğü ve F tipi bir polisin işbaşında olduğunu söylüyor bir çok aydın ve düşünür.

Ülkenin bilim adamları birkaç çete bozuntusuyla aynı çürüklerin içine atılarak çürütülmek istenirken, TSKyı dinleyip raporluyorlar.

Medya fotoroman çeviriyor.

Yanlış ve yandaşlık gazeteciliğin çok önüne geçtiğinden bu yana bilgi kirlenmesiyle beyinler karartılmak isteniyor.

İşte yine bir Zafer Bayramındayız.

Yıldönümü bugün.

Bugün Cumhuriyete çürük çarık saldırılar sürüyor.

Dört koldan saldırı.

Ve gökyüzü mavi değil.

Diyecek bir şey yok.

Sadece Neyzen Teyfiki paylaşmak istiyorum bugün sizlerle.

O meşhur şiirini bir kez daha okuyarak bari mutlu olmak istiyorum.



be hey dürzü,
ne ararsın tanrı ile aramda,
sen kimsin ki orucumu sorarsın,
hakikaten gözün yoksa haramda,
başı açığa niye türban sorarsın,
rakı şarap içiyorsam sana ne,
yoksa kimseye zararım içerim,
ikimizde gelsek kıldan köprüye,
ben dürüstsem sarhoşken de geçerim,
esir iken mümkün müdür ibadet,
yatıp kalkıp Atatürk'e dua et,
senin gibi dürzülerin yüzünden
dininden soğuyacak bu millet
işgaldeki hali sakın unutma,
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz,
sen anandan yine doğardın ama,
baban kim olurdu bilemezdin şerefsiz!