Yaklaşık bir yıl kadar önceydi.
Birilerinin haberi var mıydı bilmiyorum ama kasabalının o toplantıdan sonra haberi oldu.
Kasaba Belediyesi’nin mali durumu o güne kadar hiç olmadığı kadar zayıflamıştı.
Kısa bir zaman önce yakın tarihin en büyük doğal felaketi yaşanmıştı.
Karada taş üstünde taş, denizde sağlam gemi kalmamıştı.
Çarşı içini, sahil bandını, yolu, sokağı, mezarlıkları eski haline getirebilmek, kasırganın izlerini silebilmek için çok fazla para harcanmıştı.
Hiç hesapta olmayan bu durum karşısında elde avuçta ne varsa tüketilmişti.
Merkezi yönetim muhalif belediyeleri zaten silkeliyordu, üzerine birde bu felaket gelince hesap kitap alt üst, kasa tamtakır olmuştu.
Kasabanın eski fabrikası uzun zamandır kendine tanınan ayrıcalıkların arkasına sığınıp, kasaba halkına olan borcunu ödemediği gibi yavuz hırsız misali kasabayı kasabalıyı zehirlemekten de geri durmuyordu.
Yani dert bir değildi Belediye’yi yönetenler de, ahali de canından bezmişti.
Başkan isyan ediyordu.
Emeklilerimizin kıdem tazminatlarını ödeyemiyoruz. Bankaların kapısına dayandık kredi kullanıp borcumuzu ödeyeceğiz birde üzerine faiz binecek, onu da ödemek zorundayız, bırakın asfalt dökmeyi çukurlardan kurtulmayı, mezar kazdıracak işçiyi bile bulamıyoruz, diyordu.
Gazeteler, vakıflara ait arsaları, deprem toplanma alanlarını satan, otoparkları, okul bahçelerini satan belediyelerin isimlerini manşetlerine taşıyordu. Ulusal gazetelerden tv’lerden nerelerde kaç caminin satıldığının haberlerini okuyorduk görüyorduk.
Kasaba Belediyesi de mali darboğazdan çıkabilmek için sahil bandındaki mülklerinin 6-7 tanesini satmak için Belediye meclisinden yetki istemişti.
İster dananın kuyruğu deyin,
İsterseniz kıyamet deyin adı her neyse o zaman koptu.
………………………
Bir taraf, Genel Merkezin talimatı var, mülklerinizi satın borçtan kurtulun diyor, siz kim oluyorsunuz da karşı çıkıyorsunuz rakip partiyle nasıl işbirliği yaparsınız bana da partiye de seçmeninize de ihanet ediyorsunuz, siyasi mevta olacaksınız derken
Diğer taraf, bu bir rant satışıdır (Rant ifade edildi ama rantiye kim o söylenmedi) ihanet değildir, biz meclis üyesiyiz emir eri değiliz, ne zamandan beri halkın malına sahip çıkmak ihanet oldu diyordu.
Suçlamalar ihanetle başlayıp, biz kimsenin emir eri değiliz karşı çıkışlarına, Başkanı sevmeyen vekilin talimatıyla hareket ediyorlar iddialarına kadar uzandı.
Seçimlerden elini kolunu sallayarak, azımsanmayacak meclis çoğunluğunu da cebine koyarak çıkan parti, satarım, sattırmayız atışmaları sonucu mecliste azınlığa düşürüldü.
Bu arada partinin vekil destekli ilçe yönetimi parti defterini yeni sahibine bırakıp, ayakaltından çekildi.
…………………….
Herkes yoluna gitti işlerde yoluna girdi, denilirken.
Birkaç gün önce yerel gazetelerde okuduk.
Belediye Başkanı, mecliste parti disiplinine karşı çıkarak rakip partilerin temsilcileri ile birlikte karşı oy kullanarak partiyi azınlığa düşürdükleri için partiden kovulup ilişikleri de kesilen üyelerden bazılarını,
Zaten hiçbir zaman buradan ayrıldıklarına inanmıyorum, gönülleriyle beyinleriyle buradalar, kasabaya daha iyi hizmet verebilmek için beraber çalışacağız, el ele kol kola yolumuza devam edeceğiz
Bütün vatandaşlarımızı birliğe beraberliğe davet ediyorum hepsini teker teker öpüyorum, yuvanıza hoş geldiniz” methiyeleriyle karşılayıp yuvalarına geri döndüklerinin müjdesini verdi.
Rozetlerini taktılar, Belediye Başkanına saygılarını sundular tekrar partili oldular.
Bunlar partiye, başkana, oylarını aldıkları vatandaşlara ihanet etmemişler miydi ?!!
Başkanı sevmeyen vekilin talimatla hareket edip Başkanı, Belediyeyi zora, sıkıntıya zarara sokmamışlar mıydı ?!!
………………..
Günün sonunda,
Sahil yolundaki işyerlerinin mülkiyeti yine kasaba belediyesinde, meclis üyeleri yine baba ocağında, belediyenin kimseye borcu yok işler tıkırında.
Tamam, da neydi o karşılıkla afra tafra.
Bakın, Duayen Politikacı, Saygın Edebiyatçı Kemal Anadol yazısında ne diyor;
Siyasi partiler manav dükkânına benzeyemezler, benzerlerse zarar ederler.
Tezgâhına, meyvesinden sebzesine, soğanından patatesine kadar, vitrinini çeşitlilikle süsleyen partiler başarılı olamazlar.
Partiler fırın veya kasap dükkânı gibidir. Müşterileri bellidir. Elbette etten ve undan mamul bazı çeşitlemeler yapabilirler.
Az çeşitle nasıl para kazanacaklar, ayakta nasıl kalabilirler, müşteriyi nasıl çoğaltabilirler derseniz
İşte onun için de kaliteye önem, alıcıya güven vereceklerdir.
Nuri ÖZTÜRK / İzmir