Zaman zaman saman alevi gibi parlattıkları “kafes balıkçılığı” sevdasıyla, hülyasıyla yanıp tutuşanlar,

Bir kez daha,

Bölge ekonomisini şaha kaldıracağız, deniz potansiyelini ekonomiye kazandıracağız, temel hedefimiz kalkınma ve istihdam,

Balıkçılığımızı geliştirmek amacındayız, bölgenin ve Kdz Ereğli’nin geleceğine yatırım yapıyoruz, diyerek, amaçlarını daha da iddialı bir hale getirerek, kasabanın gündemine yeniden sıkıştırdılar.

Bu kez işin sonuna geldik dediler.

Şimdiye kadar olanı biteni kenardan seyredenler, yanlıştan dönülmesini, aklıselim bir kararın açıklanmasını bekleyen karşı tarafın sakinleri.

Bozhane taraflarından oldukça da yüksek perdeden siz işin sonuna geldik diyorsunuz da durun bakalım biz daha yeni başlıyoruz diyerek manidar bir cevap verdiler.

Ülkemiz denizlerinde kafes balıkçılığı 1990’lı yıllarda başladı.

Başlaması ile birlikte tartışmaları da gündemden hiç düşmedi.

O zamanlardan buyana Ege ve Akdeniz başta olmak üzere denizlerimizde Norveç Kanada ABD firmalarının ortaklığı ile kafes balıkçılığı yapılıyor.

Dünyada bizden önce, bu işi deneyen ve zararlarını gören Kanada, ABD, Çin, Yeni Zelanda gibi ülkeler bu işten ya tamamen vaz geçtiler, vaz geçmeyenlerde öyle büyük sınırlamalar, cezai yaptırımlar getirdiler ki, bu işe soyunanlar bile tez zamanda bu sektörden kurtulmanın yolunu arar oldular.

Kafes balıkçılığına karşı gelenlerin itirazları Deniz dibi kirliliği, Hastalık ve Parazit yayılımı, Kimyasal kirlilik, Doğal ortamlarında yaşayan canlıların yaşamlarının tehlikeye girmesi üzerinde yoğunlaşıyor.

Ayrıca bilimsel araştırmalar,

Doğada, doğal olarak yaşayan balıklarda hiçbir hastalık görülmezken, kafes balıkçılığı yapılan kafeslerde ölen balıkların dibe çökmesi ile dipte biriken azot ve fosfor tortularının oradaki oksijeni hızlıca tükettiğini, denizi ölü bir göl haline getirdiğini ortaya koyuyor.

Ekoloji biliminde deniz ekosisteminin ölmesine, ötrofikasyon deniliyor.

Hali hazırda Ege ve Akdeniz deki koylar bu işlerden sebep iyice kirlendiğinden, yeni hedefin Karadeniz olduğunu söyleniyor.

Aslında Karadeniz deki oksijen azlığı çok öncelerden bilinen bilimsel bir tespit.

Deniz biyologları Karadeniz’deki ekolojik dengenin uzun süredir tehdit altında olduğu uyarısını yapıyorlar.

Tüm bunlar ortada dururken,

Kasaba kıyılarına böylesine sakıncalı projeleri getirme çalışmaları!

Yani

2.OSB, Orta Ölçekli veya Tarım OSB’ projelerinin ardından!

Sıraya kafes balıkçılığının konulması.

Kasabanın geleceği için endişelenen kasaba sevdalılarının yüreğine biraz su serpiyor, biraz olsun içlerini rahatlatıyor!

Kasaba kıyılarına kafes balıkçılığını getirmek isteyenlerin en önemli söylemleri,

Bölgesel kalkınma, istihdam yaratmak gibi yuvarlak vaatler üzerinden oluyor.

Göründüğü kadarıyla işin bayraktarlığını iki TSO başkanı yapıyor.

Vaat ettikleri Bölgesel kalkınma gerçekleşir mi bilmiyorum ama birileri için bireysel kalkınma olacağından kimsenin şüphesi yok. İstihdam derseniz orada da öyle ahım şahım bir potansiyel gözükmüyor.

Büyük ölçekli kabul edilen, yılda binlerce ton üretim yapılan kafes balıkçılığı için en fazla 50-100 kişi yetiyor da artıyor.

Kafes balıkçılığını savunan kaç kişi var tam olarak belli değil ama

Karşı çıkan tarafta, Kozlu’dan Alaplı’ya Akçakoca’dan Karasu’ya kadar ekmeğini denizden çıkartan balıkçılardan, çevrecilere, sivil toplum kuruluşlarından ahalinin büyük çoğunluğuna kadar neredeyse herkes var, dışarıda kalan “bana ne canım” diyen kimse yok.

Aslına bakarsanız tüm kasaba ve çevredeki komşu kasabaların ahalileri de bu işin karşısında.

Kamuoyunda büyük tepki çeken, böyle bir girişimde neden bu kadar ısrar edilir bilmiyorum ama bilen birileri muhakkak vardır!

Gezen balığın mı yoksa kafesteki balığın mı kasabaya daha faydalı olacağının anlaşılması için.

Sorunu kısa yoldan çözmek için, çok fazla gürültüye patırtıya gerek yok?

Öncelikle, böyle bir girişimi ortaya atanlar anlaşmazlıkların, bilinmeyenlerin çözümü için öncülük etmeliler.

İstihdam, kalkınma gibi albenili janjanlı yüzeysel söylemleri bir tarafa bırakarak

Somut belgeleriyle,

Deniz kirliliğinin önüne nasıl, Deniz “ekolojisi’ nin zarar görmesinin önüne nasıl geçileceğini açıklamak zorundalar.

Bu güne kadar bu konuda yapılan temaslarda, ne gibi aşamalardan geçilip, hangi noktaya gelindiğini, bundan sonraki aşamaların ne olacağını öncelikle muhataplarına, sonrasında kamuoyuna samimiyetle açıklamalılar.

Projeye karşı çıkan, konunun birinci dereceden muhataplarına bir davet yapıp karşılıklı görüş alışverişinde bulunmalılar.

Böyle bir toplantı çok kısa zamanda tüm tarafların katılımıyla gerçekleşmelidir.

Bu toplantı nerede yapılabilir? Derseniz,

TSO’nın davetiyle.

TOBB ’nin son model teknoloji ile donatıp kasabaya armağan ettiği okulun büyük konferans salonunda yapılırsa büyük ilgi görür, çok da faydalı olur.

Dediklerine göre TSO seçimleri de yaklaşıyormuş, yanlış anlaşılmasın bunun konu ile hiçbir alakası yoktur!

Nuri ÖZTÜRK / Sapanca