Kurtuluş savaşı bitmişti, Savaşın silahla yapılanı kazanılmıştı da,
Esas mücadelenin yeni başladığını, silahsız savaşın ne kadar önemli ve zor olacağını çok iyi biliyordu.
Önceliğinde iki konu vardı. Buradaki savaşlar kazanılmadan geçmiş başarıların hiçbir anlamı olmayacaktı.
Ekonomi ve Eğitim.
1924 yılında İzmir de iktisat kongresini topladı.
Politik bağımsızlık elde edildiğine göre, sıra ekonomik bağımsızlıktaydı, bunun için gereken kararlar hemen alınmalıydı uygulamaya geçilmeliydi. Ekonominin yol haritası çizilmeliydi. Özel girişimcilere, ülke Sanayisi’ne destek sağlanacaktı.
Milli ekonomi’nin temelleri atılacaktı.
İkincisi ve de daha önemlisi, Cumhuriyet’in ilkeleriyle uyumlu, çağdaş ilerici modern bir eğitim sisteminin kurulması, kalıcı hale gelmesi sağlanmalıydı.
Cumhuriyetin ilk yılında 11 öğrenciyi bizzat kendisi seçti. Eğitimleri için Avrupa’ya gönderdi. Batı medeniyetlerinin eğitim sistemine göre öğrenim görecekler, ülkeye dönüp aldıkları eğitimlerin ışığında ülkenin gelişmesinde görev alacaklardı.
29.Ekim 1924 de zorlu sınavlar sonucunda bu sefer 22 öğrenci seçildi Avrupa’ya gönderildi.
Tıptan Mühendisliğe, Matematikten Fen’den Güzel Sanatlara kadar birçok alanda eğitim almak için yola çıktılar. Sonraki yıllarda bu sayı daha da artarak devam etti.
Eğitimleri için Avrupa’nın yolunu tutan öğrencilerin kulaklarında Atatürk’ün sözleri çınlıyordu
Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum. Gür alevler halinde dönmelisiniz.
Anadolu’da yanan çoban ateşleri, fener alaylarına dönmüştü. Memleketin her tarafı kıpır kıpırdı heyecan içindeydi.
Laik Cumhuriyet sağlam temeller üzerine oturtulacaktı.
1925 yılında Diyarbakır Lice’de beş çocuklu bir ailenin ferdi olarak dünyaya geldi
1943 yılında Ankara Atatürk Lisesinden mezun oldu, kendisinin gayretleri ve ailesinin fedakârlıklarıyla Almanya’ya tıp eğitimine gitti. Savaş nedeniyle buradaki eğitimine devam edemeyince İsviçre’ye geçerek 1948 yılında tıp eğitimini tamamladı.
Prof. Dr. Gazi Yaşargil dedikten sonra kendisi ve mesleği için benim fazla bir şey söylememe yazmama gerek yoktur. Onu tüm dünya biliyor tanıyor ama vatandaşları olarak herhalde en az bizler biliyoruz tanıyoruz.
1960 yılında Askeri Darbe oldu.
Gazi Yaşargil’in mesleği adına en önemli zamanlardı, doçentlik tezine hazırlanıyordu. Askeri idare Askerlik celbi çıkartmış, askere çağırmıştı.
Prof. olup döneyim, öyle askere gideyim diye haber gönderdi.
Muhatap bile almadılar derhal vatandaşlıktan çıkardılar.
Gazi Yaşargil, Doçent Profesör olma gayretiyle gece gündüz çalışıp çabalarken, insanlığa ülkesine milletine faydalı olmanın heyecanıyla hayaller kurarken, birdenbire Haymatlos yani vatansız biri olmuş, Vatansızların pasaportuyla yaşamak zorunda kalmıştı.
Böyle bir kişiyi o günde bu günde herhangi bir Avrupa ülkesinin kaçırması elbette düşünülemezdi. İsviçre de bu fırsatı kaçıramazdı, kaçırmadı da hemen vatandaşlık verdi.
Ne acı bir tesadüftür ki,
Tıp örgencisi Gazi Yaşargil’i birinci darbede vatandaşlıktan attık, üçüncü askeri darbenin uzantısı olan birisinin girişimleriyle tam 45 yıl sonra Prof. Dr. Gazi Yaşargil olarak vatanına geri çağırıp vatandaşlık hakkını iade ettik.
Nereden nereye.
Kısa dönemi, uzun dönemi, bedellisi, bedelsizi, muaf olanı olmayanı, elverişlisi elverişsizi
Yurt dışında 3 yıl çalışmış olan kişilerin 1000 Euro karşılığında askerlikten muaf tutuldukları günleri bile yaşadık.
Zaman ve şartlar en büyük tabuları bile elinin tersiyle itip değiştirebiliyor.
……………..
Gazetecilik! İddiasındaki birisi bir tarihte nedense Meslekte ilkesel kararlar aldığını! açıklamıştı.
Gazeteci, bu kişiyi tanımıyor! olmalı ki merak etmiş pardon meslek neydi? diye sormuştu.
Bu soru sosyal medyada iki milyondan fazla kişi tarafından görüntülenince.
Soruyu soran Gazeteci, Yahu bunun mesleğini merak eden ne çok insan varmış! diye düşünmüştü.
Bir zaman sonra yine kerameti kendinden menkul bu gazetecilik heveslisi kişinin, emekli bir paşa ile yaptığı söyleşi sırasında
Paşa, siz nerede askerlik yaptınız? diye bir soru sorunca
Efendim ben elverişli olmadığım için askerlik yapmadım cevabını vermişti.
Yine aynı gazeteci, artık bunu iyide tanıdığına inanarak,
Bu seferde, eee, gazeteciliği de elverişli değilsin, ama yapıyorsun demişti.
Bu mesaj da tam üç milyondan fazla kişi tarafından görüntülenmişti.
Bazen,
Ya kimse olanla bitenle ilgilenmiyor, hiçbir şeyle alakaları yok, duyarsızlar diye düşünüyoruz.
Bazen de
Birader bakma sen, ahali her şeyin farkında neyin ne olduğunu çok iyi biliyor diyoruz.
Nuri Öztürk / Sapanca