Mesleki dayanışma konusunda ciddi örgütlenme konusunda sorunlar yaşayan mesleğimizde, kuruluşundan bu yana destek olduğum Karaelmas Gazeteciler Derneği’nin türkü gecesine katıldım.

Bir süredir rahatsızlığıyla uğraşan meslektaşım ve dostum Ali Suat Eser; sigaralı ortamda bulunamayacağını belirterek katılamayacağını bildirmiş davet edenlere. Benden de selam gönderdiği geceyi düzenleyenlere.

Muzaffer Akgün ile Suat Eser bir süredir sağlıklarına kavuşmaya çalışıyorlar.

Son durumda gelen haberlerin iyi olması sevindirici elbette.

Önce sağlık.

 

KGD’nin türkü adını verdikleri gecenin ana teması Bedri Erel üzerine kurulmuş.  Sürekli Basın Kartı Sahibi ve Şirin Ereğli Gazetesi’nin kurucusu Erel’e bir meslek büyüğü olarak saygı gösterip vefanın ölmediğini ortaya koyanları kutlarım.

Hoş bir görüntü oldu.

Umarım örnek olur ve örnek alınır.

Erel de bu anlamlı jest üzerine  yaptığı konuşmada geceyi düzenleyenlere hem teşekkür etti ve hem de mesleki saygıya dayalı anlayışın öne çıkmasına dikkat çekti.

Kolay mı koskoca bir tarihi taşımak.

Bedri Erel gibi kaç tane büyüğümüz var ki.

Saygıdan daha güzel ne olabilir ki.

Anlamını bilmek ve taşımak gerek tabi ki.

 

Meslek örgütleriyle uzakta biriyim. Bu mesleğin ciddi temelde yapılmasını ve dayanışma kültürünün de böyle sağlanabileceğine inananlardanım.

Hiçbir derneğe üye değilim.

Ama var olan dernekler içinde de en ciddisinin KGD’de olduğunu hep söyledim ve gönül birlikteliği içinde destek de oldum.

Ters düştüğümüz durumlar oldu.

Yine de olabilir.

Ama ciddi örgütlenmeye ve dayanışmaya daha çok gereksinimimiz olduğu bir  dönemden geçerken, iletişim özgürlüğünü savunmak ve gazetecilerin mesleki zorluklar yaşadığında yanında olmak gerekir.

Ve oto kontrol sistemini de oturtmalı artık.

Gazeteci dokunulmaz değildir.

Gazeteci istediği yerde ve istediği gibi gezme hakkı bulunan dokunulmaz biri de değildir.

Gazetecinin el kitabında hakları kadar sorumlulukları da yazar.

İletişim özgürlüğünün önüne çıkarılmak istenen engellere karşı yiğitçe mücadele ne kadar doğru ise, sorumlulukları da iyi bilmek gerekir.

Gecede çok basit ama bir o kadar da çok önemli konuyu anlattım.

Ki, KGD’nin gecesinde de aynı fotoğraf düştü objektiflere.

Sahnede konuşan bir kişi ve önüne dizilen ve salon ile konuşmacının arasına setler ören kamera ve fotoğraf makineli meslektaşlar.

Hep aynı durum.

Kullandığımız kamera ve fotoğraf makinelerinde zum denen bir objenin bulunduğunu ve işimizi yaparken olayı izleyenler ile araya girmememiz gerektiğini ve bu konuda oto kontrol yaparak görüntü olarak hoş olmayan ve diğer yandan da olayları aktarmamız gerekenlerin önünde fiziki olarak engel oluşturmaya son vermemizi istedim.

Neden kürsülerin veya sahnelerin önünde gazeteciler sıralanır veya ortalarda istedikleri gibi dolaşırlar ki!..

Kimse kusura bakmasın ama, bu gazetecinin sorumlulukları bölümündeki sorumsuzluk olarak o kadar çok öne çıkıyor ki.

Özellikle de resmi törenlerde babasının çiftliğinde gibi dolaşan gazeteciler toplumdan tepki alıyorlar.

Sorumluluklarımız olayları bedenimizle karartmak değil, açıklığa kavuşturmaksa kamera ve fotoğraf çeken meslektaşlarımızı eğitmek ve görüntü kirliliği yaratmamalarını sağlamamız için atılacak adımı önemsediğini ifade ettim.

 

Güzel bir geceydi.

Gecenin özetinde şu vardı.

Birincisi saygı ve vefa.

Dayanışmaya olan özlem.

Özünü de KGD başkanı Atilla Öksüz’ün sözleriyle tamamlayayım:

 

“Farklı düşünelim, farklı şeyler yazalım, gelişmeleri ve sorunları farklı yorumlayalım. Ama ne yaparsak yapalım birbirimize saygı duyalım. Kamuoyunun gazetecilerden, kent adına, kalkınma adına, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamın zenginleştirilmesi adına çok önemli ve haklı beklentileri var. İşimiz bunları yapmayı gerektiriyor. İyi ki varsınız, iyi ki geldiniz, iyi ki gazeteciyiz.”