Bu Ankara müzikleri bir hoş.

Hem oynak hem de matrak.

Hele ki o sözler.

En son olarak Ankaralı Ayşe’den dinlediğim “Koçum benim” türküsü ise ne de hoş.

‘Sağa sola sallanarak sallanda gel koçum benim
Sarılalım ince bele sallanda gel koçum benim
Sarılalım ince bele sallanda gel koçum benim
koçum benim koçum benim al yanaklı koçum benim
koçum benim koçum benim bal dudaklı koçum benim

kostak kostak yürüyorsun beni deli ediyorsun
nede çapkın gülüyorsun sallanda gel koçum benim
nede çapkın gülüyorsun sallanda gel koçum benim
koçum benim koçum benim al yanaklı koçum benim
koçum benim koçum benim bal dudaklı koçum benim’

 

Ah ah!

Sağa sola sallanarak!

Sağı solu sallayanlar unutulur mu hiç?

Hem de salmama.

Öyle bir salladılar ki, ülkenin omurgasını ayardan çıkardılar.

Öyle hortladı Cumhuriyet düşmanlığı.

Böyle yayıldı emperyalizm uşaklığı.

Ve bugünlere kadar sürüklenip geldik.

 

Gazetelerden koçlarla ilgili bir haber:

‘TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu'nun randevu talep ettiği  Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya 12 Eylül davasını gerekçe göstererek TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu 'na beyanda bulunmayacaklarını bildirdi.
Evren ve Şahinkaya'nın halen 12 Eylül ile ilgili Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi 'nde yargılandıkları anımsatılarak, bu nedenle “komisyonun davetine katılmayacakları ve beyanda bulunmayacakları” belirtildi. Darbenin Genelkurmay Başkanı Evren ve Hava Kuvvetleri Komutanı Şahinkaya yargılandıkları davada da görüntülü ifade vererek mahkemeye gitmeyecekler.’

Haklılar.

Koç bunlar koç!

 

Düt ! Bitti herşey…

Bitirdiler.

Her 10 yılda bir çekilen balans ayarları ile gelişemeyen demokrasimiz neler gördü neler.

Biz de ‘postallı’ darbe de oldu, postalsız da.

Hayatımız darbelerin süründürmesi ile geçti.

Sadece postallılara lanet okumayın.

2002 yılında yaşanan o darbe neydi?

Nasıl oldu da bir gece de çil yavrusu gibi dağıldı DSP’deki gemiyi ilk terk eden milletvekilleri?

Kaptan hasta yatağında yaşam mücadelesi verirken, fareliklerini ortaya koyanları bir gözünüzün önünden geçirir misiniz?

Darbelerle hesaplaşma yapılacak ise -ki yapılmalıdır- Türkiye’yi bu günlere sürükleyen o darbenin tetikçileri de mutlaka sorgulanmalıdır.

O istifa ederek Türkiye’yi bir karanlığın içine sürükleyen milletvekilleri de yargının önüne çıkarılmalı ve hesap vermelidir.

Hatırlayın 2002 yılını.

Her gün hükümetin yıkılması için yapılan o yayınları bir gözünüzün önüne getirir misiniz?

Türkiye’yi ayağa kaldırdılar bir anda ve 57. Hükümetin istifa etmesini hep bir ağızdan haykırdılar.

Peki ne oldu?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli durduk yerde “3 Kasım’da seçim” deyiverdi.

Türkiye’yi balans ayarından böyle geçirmeye başladılar.

Halen daha devam ediyor bakın.

Koç bunlar koç!

Irak’a böyle vurdu ya Ameri-Kan emperyalizmi.

 

Gazetelerdeki haberlerden biri de şu:

KESK İstanbul Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Mehmet Aydoğan “Zorunlu 2 saatlik Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin yanına gelen seçmeli dini derslerle beraber, haftalık dini dersler 8 saate çıkıyor. 5inci sınıftaki bir öğrenci 140 saat dini derslere girerken, 108 saat Fen Bilgisi dersi görecek” dedi.

Cumhuruyetin 100. Yılını kutlayacağımız 2023’e böyle koşuyoruz işte.

Koçlarla.

Koç koça kafa tokuşturarak.