Soru sormak yürek ister yürek. Öyle lami cimi olmayan bir yürek. Hele ki gazeteci olarak soru sormak daha da zor. Her sözü olay olan TBMM?nin önceki Başkanı Bülent Arınç?da soru soranı soru sorduğunu pişman edenlerden biri. Kürek gibi dili ile gazetecinin sorusuna verdiği ilk yanıt bir hayli sert. ?Bir kapatma kapatma diye tutturmuşsunuz, siz önce ağzınızı kapatın" diyor gazeteciye. Bilinen Bülent Arınç üslubu. Son yıllarda bir kabadayılık alışkanlığı moda oldu. Birinci adım fırça. İkinci adım bakış. Üçüncü adım tehdit. Dördüncü adım küçük hırpalama. Beşinci adım tetikçiler işbaşında. Altıncı adım icraat. Ve cahil cesareti içinde yapılan saldırgan tutumların altında yatan bilgisizlik ve seviyesizlik. Yerelde de genelde de seviye bitti. Baskı ve sindirme yolundan gidenlerin sayısı çoğaldı. Öyle ya, ülkenin dört bir yanında saldırganlık hareketi var. Baksanıza önüne gelen askere laf atıyor. Atılan sözler her geçen gün biraz daha sivri ve dik yağmur gibi akıyor. Vura vur gidiyor. Saldırganlar işbaşında. Bu alışkanlık başbakan ile başladı, Arınç ile devam etti, Fatih Terim ile tavan yaptı. Saygı askıda, saldırganlık tribünde. Soru sormak cesaret işi oldu. Soru çanak olacak. Yayvan ve tepsi gibi. Hoşa gidecek. Okşayacak. Yoksa?!! Gerisin siz düşünün. Soru sormak yerine sormama işini bilenlerin sayısındaki patlama belki de bu saldırganlığa teslim olarak büyüdü. Bugünlere geldik işte. Sus! Seyret! Tepsi gibi yayıl. Arada bir gaz alkışı ver. Aradan sıyrıl. Zor bu işler zor sevgili dostlar. Bunca yozluğun içinde dik olabilmek gerçekten çok zor. Tanrı, soru sorma yüreği olanları işini rast getirsin. Sessiz çoğunluğun sesi olmanın onurundan da asla uzaklaştırmasın. Ne yapalım, işimiz dualara kaldı. Ortalık sis. Ortalık duman. Ortlalık puslu?