Orta yaşları geçeli çok oldu. Ortanın ortasında iken bizi haberlere (haklı olduklarını kabul ediyorum da, ama 60 yaşıma daha üç var) önce gençler diyerek göndermeyen yazıişlerine olan kırgınlığım devam ederken, Kdz. Ereğli Belediyesi'nin meclis toplantısında Bozhane'deki balıkçı lokantaları ile ilgili hazırlanan komisyon raporunun görüşüleceğini öğrendim ve hemen toplantıya gittim.

Daha yeni başlamış ve komisyon raporları okunuyordu.

Konuyu herkes kadar ben de biliyorum. 12 yıllık bir süreçtir zaman zaman gündeme gelen ama bir türlü çözümlenemeyen sorun olarak ortada duruyor çünkü.

Kamu yararının dikkate alınmadığı ve bazı sürtüşmelerin uzantısı olarak şikayete konu olan balıkçı lokantaları, Kdz. Ereğli'nin nefes alabildiği ve halkın tüm kesimlerine açık sosyal bir alan.

Kentte yaşayanların dışında, kentte gelenler taze balık yemek için Bozhane'nin yolunu tutuyorlar. Ve başka alternatifi de pek yok.

Bilindiği gibi; Bozhane ile birlikte aynı hizmeti vermek için kurulan 18 Haziran Parkı'ndaki üç lokanta kafeteryaya dönüştü.

Taze balık ekmeğin yendiği ve denizin yosun kokusu ile insanın her nefes çekişte değişik mutluluğu tattığı ve yaşadığı Bozhane'de bulunan balıkçı lokantalarını yıkmak demek, bu kente yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.

Çünkü bu konuda Kdz. Ereğli'de iki gerçek var.

Erdemir'in kendine ait olan ve sadece kendi personeline açık olup ilçenin ticaret yapısını da olumsuz engelleyen sosyal tesisleridir. Bu tesisler kurulduğu yıllardan bu yana Kdz. Ereğli ile Erdemir arasına örülen koskoca bir duvar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ve haksız rekabete fırsat yaratmaktadır.

Durum böyle olunca yüzbin nüfusu aşmış Kdz. Ereğli'de toplumun her kesiminin ağız tadıyla balık yiyecek neresi var?

Tabi ki Bozhane.

Şimdi gelip de Bozhane'nin yıkılmasından yana olmak, sessiz kalmak, hatta içindeki kişisel tepkilerle oh demek ayıptır.

Hatta utançtır.

 

**

 

Meclis toplantısında bu konuyla ilgili söylenen her sözü dinledim.

Toplumu ilgilendiren noktadaki vurgu kamu yararı oldu.

 

Evet kamu yararı beyler bayanlar.

Gençler yaşlılar.

Yetkililer yetkisizler.

Havalılar havasızlar.

Hükümetten yana olanlar olmayanlar.

Şunlar bunlar.

Hepimiz.

Bu kentte yaşayan herkes.

Yani biz.

Bu lokantaların sahiplerini sevmeyebiliriz.

Çalışanlarına kızgın olabiliriz.

Şu veya bu nedenle kızgın veya kırgın olma anlamında değişik sebeplerimiz olabilir.

Ama…

Kamu yararı açısından olaya bir bakabilir misiniz?

Siz Sayın Milletvekilleri.

Siz Sayın Vali.

Ereğli'nin çalışkan kaymakamı.

AKP ve diğer partilerin ilçe başkanları.

Toplumun sivil örgütleri.

Akçılar, beyazcılar.

Yani biz.

Nasıl bu lokantaların yıkılmasına alkış tutabiliriz ki.

Nasıl bu kentin sosyal yaşamına renk katan bir alanı karanlıklara tutsak edebiliriz ki.

Nasıl akşamlara iki merhaba diyebilen ilçe halkının bu güzellikten mahrum kalmasını isteyebiliriz ki?

 

Mecliste konuşanların söyledikleri içindeki doğruları alıp kamu yararı ile örtüştürdüm.

Kamu yararı halk için kullanılır.

Halkın mutluluğu esas olduğuna göre; Bozhane'yi yok etmek, halk düşmanlığından öteye bir başka yol değildir.

Bozhane'deki lokantaları yıkmak yerine, kentin değişik alanlarında daha farklı biçimde yeni sosyal tesisler üretmek gerektiğini kim kabul etmez.

Örneğin Kestaneci Tepesi.

O bölgede Kdz. Ereğli-Zonguldak karayolunun üçköy mevkisine çıkan orman yolu üzerinde piknik alanları da yapılabilir.

Her hafta uçurtma şenlikleri organize edilir.

Bisiklet parkurları hizmete sunulabilir.

Neler olmaz neler...

 

Sonuç olarak meclis toplantısında kabul edilen yeni çözüm projesini destekleyenler arasındayım.

Belediye toplantısına katılan üyelerin tümü çözüm projesine kabul dedi.

Ama AKP sıraları boştu.

Toplantıya gelmemişler.

Çok işleri varmış çok!..

Keşke; Kdz. Ereğli'ye hizmet etmek adına belediye meclisinde görev alan AKP'liler de bu toplantıya katılsalar ve kabul diyebilselerdi.

Kamu yararı, toplantıya katılmayıp kabul oyu vermekten kaçmak değildir.

Kamu yararı, yaşadığı kentin sosyal, ekonomik ve kültürel alanında yeni projeler üretmek, var olanları da korumak demektir.

Ve kötü örneklerle kıyaslama yapmak da hiç değildir.