Pazara gittim Kdz. Ereğli'de.

Kent merkezindeki halk pazarındaki havayı koklamaya çalıştığımda, dolaşmaya çıkan kalabalıkla tanıştım.

Fiyatların 'alır başımı giderim' dediği bir dönem hiç fren yapmıyor ki.

Gaz da gaz!

Gazın ayarı alt kademeye bile hiç inmiyor.

Bastıkça basıyor.

Durum böyle olunca da, ister ye ister yeme domatesin kilosu 2 lira.

İnanılır gibi değil.

Bir kilo domates 2, patlıcan 2,5 lira.

İmdat!

Yönetenler uyuyor mu?

Diyeceksiniz ki 'uyumuyor da, bağıranları Silivri'de zorunlu ikamete tabi tutuyor.'

Cıss!

Kimse duymasın.

Sizi de bizi de patlıcan oturtma yaparlar.

 

**

 

Pazardan söz açılınca 100 yıllık kasap ailesinin son ferdi Mehmet Güçtekin'e uğramadan olmaz.

Mehmet iyi bir esnaftır.

30 yıllık kıdeme sahip bir kasap Mehmet.

Esnaflık aileden de gelince 'erbabı bilir' sözü cuk diye oturuyor.

Hükümetin KDV'yi yüzde 1'e indirmesinin halka hiç yansımayacağını örnekleriyle anlatırken 'Bizim burada toptan et satan yok ki. Biz eti parakende olarak üreticiden alıyoruz ve satarken de yüzde 8 KDV oranını uyguluyoruz. Bize demiyorlar ki, faturada KDV'yi yüzde 1 den göstereceksin. Durum böyle olunca vatandaş haberlerdeki 'indirdik' sözüne takılı kalıyor ve bizi fiyat indirmemekle suçlayacak olanlar bile oluyor. Bu haksızlık' dedi.

Güzel de dedi.

Kelime oyunu ile esnaf ile vatandaş karşı karşıya bırakılınca, uç noktadaki her vatandaş kasabın açıklamasını ciddiye almıyor ki.

Tepenin söylediği söze inanan sayısının çok olduğunu anlamak için de kafa yormaya gerek yok.

12 Haziran 2011 Milletvekili Genel Seçimleri'nde ortaya çıkan sonuç belli.

Yüzde elli.

Yani her iki kişiden biri bu iktidara oy verdi.

Alan ile veren razı ise araya kimse girmesin.

Giremiyor da!..

 

**

 

Pazarda gezmek çok iyi geldi. Hele ki üreticiler pazarında bol bol alın terinin kokusunu çektim genzime.

Soğanlar, marullar, kış armutları, kestaneler, kaymaklar ve hele ki süzme yoğurtlar.

Kestane deyince fiyatları ne uçuk öyle.

İyisi 10 lira.

Üreticisi de yok.

Git ormandan topla ve sat.

İyi fiyat iyi.

10 liraya kestane alıp da tuzlama yapmalıydı ama daha pişmeden el de cep de yakıyor.

Çok sevmeme rağmen kestaneyi geçtim.

Kestanesiz yaşama yol attım.

 

**

 

Şimdi tam dikme zamanı.

Meyve dikebilirsiniz.

Ve bölgemiz için marka olduğundan çilek fidesinin de zamanı.

Osmanlı çilek fidesi aradım bulamadım.

'Bu işi ben bilirim' diyen Pençes'ten Ali Babaoğlu ile tanıştım.

Anlattı da anlattı işin zorluğunu.

Zorluk deyince üretim anlamında sakın anlamayın, üretilenin pazarlanmasından şikayet ediyor Ali Babaoğlu.

'Üretiyoruz ama satamıyoruz. Konserve fabrikalarına versek 6 ay sonraya çek veriyorlar. Bu da üreticinin moralini bozuyor. Biz ürettiğimizi satabilsek, Osmanlı Çileği üretiminde patlama yaşanır' dedi.

Ali Babaoğlu'nu dinlerken beynimde şimşekler çaktı.

Kdz. Ereğli'nin kaynakları ne kadar boş ve anlamsız işlere savrulup harcanıyor.

Vah üretici vah!

 

**

 

Pazarda bal değil ama hayat varmış.

İnsan ve üretimin yan yana geldiği yerde yaşam var.

Çünkü yaşamak için en temel gereksinimlerimizin başında gelir besinler.

Bu bölgenin beslenmesini de kırsal kesim sağlıyor.

Bölücek, Kocaali, Pençes ilk sırada yer alıyor.

Önceleri Kemer ile Balı Köyü de vardı ama bu güzergah biraz koptu bu işlerden.

Hep 'Kemer'in pırasası' derlerdi ama o da kayboldu gitti.

Ha bu arada, bir vatandaş kulağıma fısıldadı ben Balı Köyü'nden gelenlerden alış veriş yapıyorum çünkü orada hava kirliliği yok dedi.

İyi ki yok!

Ya Köseağzı'na termik santral kurulsaydı?

Gerçi Kireçlik veya Kandilli tarafına kurulduğu takdirde, takım taklavattı toplayıp Ereğli'den göçmekten başka seçenek yok ki.

Topluca ölür bu insanlar.

Termik santral kurulmasın diyenler ile kurulsun diye bilmem neresini yırtanlar aynı mezarlıkta yatarlar.

 

**

 

Kdz. Ereğli pazarı nefes aldırırken hüzün de çöküyor insanın yüreğine.

Pazarı gezenlerin çoğunluğu emekliler.

Vakit geçiriyorlar pazarı dolaşıp.

Bakıyorlar satışa sunulanlara ki, gözleri bari doysun.

O teselli ile idare edip giden on binlerce Ereğlili ne yapsın?

Tükürecek de yer kalmadı ki!..