Zonguldak'ta yine tefeci operasyonu yapıldı.

Tefecilik işin yasadışı yolu.

Bir resmisi var bir de kayıt dışı olanı.

Kayıt dışı olanına 'tefeci/tefecilik' diyorlar.

Bu tür tefecilerin tetikçileri var.

Tahsilatını geciktirene 'ya parayı ya karıyı' diye baskı kurarak,  sürekli akan haraç musluğunda kesintiye izin vermiyorlar.

Öyle acile faciaları yaşanıyor ki bu tefecilerden duyduklarımız tüyler ürpertiyor.

Ve haklı olarak 'nerede devlet' diyoruz.

Gerçi devlet işi biliyor.

Yasa dışı yollardan geçinenleri görmemeye direnerek suç dosyalarının iyice kabarmasını bekliyor.

Doğru zamanı bekleyip operasyonu yaptığında da garibanların sırtından geçinen bu asalaklara bedelini ödettiriyor.

Ama… Burada devlet yine yalnız kalıyor.

Gariban dediklerimiz ve kendisine 'karını veya kızını vereceksin' diyenlerden korkusuna  tanık olmuyor.

Devlet ile tefeci arasında tefeciden yana olanların sayısı o kadar çok ki, güvenlik  kuvvetlerinin eli kolu bağlı kalıyor.

İşte bir operasyon daha.

Tefecileri yakalamış polis.

Şimdi hesap verecek tefeciler.

 

Bu gayri resmi para satarak para kazananların dışında bir de resmi yoldan satanlar var.

Bunlar kim?

Finans kuruluşları ve bankalar.

Burada sorun yok.

Burada tahsilatı kanunlar yapıyor.

Mahkemeler.

İcra daireleri.

Avukatlar.

Kolluk güçleri.

Yediemin büroları.

Tümü de, alacaklının hakları için görev yapıyor.

Ne garip değil mi?

 

Tefeciler ile bankalar arasındaki fark işte bu.

Bir tarafta kazançlarını vergilendiren yasal modern tefeciler, diğer yanda ise vergi dışı tefeciler.

Şimdi burada bir soru geliyor akıllara.

Kayıt dışı istihdamdan beslenenlerin tefecilerden ne farkı var.

Onlarda çalıyor.

Çalışma izni olmayanların sürüsüne bereket.

Hatta ÇTV ve tabela vergisi ödemeden resmi kurumlardan çatır çatır da besleniyorlar.

 

Sonuçta her yanımızı tefeci  sarmış.

Hepsi de bir yerden çalarak besleniyor.