TÜKENENLER
Eyüp BEKTAŞ
Erdemir gibi adını dünyaya duyuran bir şirketi yönetenlerin, ulusal sorumluluklarımız konusunda daha duyarlı olmaları gerektiğini de vurgulayan 30 Ağustos Zafer Bayramı’na katılmamalarıyla ilgili eleştirimden sonra yaşananları kimi zaman kısa başlıklarla sizlere aktardım.
Eleştirilerimin sınırlı ve ölçülü olmasının sebebinin de, benim sırtımdan prim yapmak için Erdemir’e yağ çekmek için sıra bekleyenlere fırsat vermemek için olduğunu da özellikle söyledim.
Çünkü konu Erdemir olunca işler değişiyor.
Yazmak istemediğim çirkin şeyler oluyor.
1995 yılında dönemin Erdemir yönetiminin şirketi kötü yönettiğine dönük eleştirilerimiz arasında liman yapımı da vardı. Ve bizim yayınlarımızdır ki, Erdemir’i o tarihte 350 Milyar TL fazla ödeme yapmaktan kurtardı.
Kazanan Erdemir oldu.
Yani, kazanan biz.
Erdemir ne kadar güçlü ise, Ereğli’de o kadar güçlü, ülke de.
Ancak o yılların yöneticileri özellikle şahsımın üzerine çok geldi.
Saldırıya uğradım.
Evim bir hırsız ve katil gibi basılarak gözlemaltına alındım.
Mahkemelerde süründürüldüm.
Sonuçta baskıyla kendini tatmin eden o yöneticiler gitti.
Yine kazanan Erdemir oldu.
Öyle de olmalı zaten.
Erdemir’i; Erdemir’i büyütecek ve bu kent insanları ile barışık içinde tutmayı başaracak yöneticiler yönetmeli.
Dün böyle dedim, bugün de…
Erdemirli yöneticiler geçtiğimiz günlerde OYAK’ın yarışmasıyla ilgili basın toplantısı yaptılar, gazetemize davetiye göndermediler.
Bu durumu yine küçük bir notla eleştirirken, Erdemir’in başındaki Oğuz Özgen’in sansürcü olamayacağına inanmak istediğimi belirttim.
Şimdi yılın ilk 9 aylık dönemiyle ilgili açıklama yapmışlar, bize göndermediler.
Garip…
Yani; 1995’deki sansürcü ve baskıcı dönem geri mi geliyor diye düşünmeden edemiyorum.
Sansür başladı mı?
Devamını sormuyorum.
Sadece “Olmadı be Oğuz Bey” diyorum.
Demek ki, bu sansür söylentilerinin sizin emrinizle gerçekleştiğine dönük duyumlarım doğruymuş.
Ne diyeyim.
Yağcılara fırsat vermemek adına izliyorum…
Başbakanlıkta gazeteciler yasaklanıyor.
Ne tuhaf.
Burada da böyle.
Sahi biz nereye gidiyoruz?
Tüm hoşgörüyü tükettik mi?
ONÜÇ DE ONÜÇ
Gündem Gazetesi’nin kuruluş yıldönümü tarihini takvimler ayın 13’ü olarak gösteriyor.
13 Kasım 1989.
O tarihte Gündem Gazetesi’nin merkezi Alaplı’daydı.
Memleket Gazetesi 15 Ekim 1991’de kapatıldığında, anlaşma ortamı bulabileceğim yayın kurumu olarak gördüğüm Gündem’e merhaba dedim.
3.5 yıl çalıştığım ve 27 Ocak 1995’de Gündem Gazetesi’nden emekli olan ilk gazeteci olma sıfatımla ayrıldığım tarihten bugüne 13 yıl geçmiş.
Gündem’in doğum günü ile benim Gündem’den emekli olduğundan bu güne aradan geçen yılların 13’de buluşması da tarihin güzelliği elbette.
Aralarından ayrılmış olsam bile Gündem ile hiç kopmadı bağlarım.
Meslek yaşamımda başıma bir iş geldiğinde dostluklarını hep yanımda buldum.
Saldırılara uğradığımda, keyfi olarak gözlem altına alındığımda da yanımda oldu Gündem.
Gönül bağı bizi hep dostluk paylaşmasında bütünleştirdi.
Ve bugünlere kadar geldik.
Şimdi yıl 2008.
Gündem’den ayrıldığımdan bu yana bile meslekte 13 yılı geride bırakmışız.
İnanılır gibi değil.
Yıllar ne çabuk geride kalıp “beni nasıl da harcadın” diye gözyaşı döküyor.
Veya biz “ah yıllar” diye iç çekiyoruz.
Yarım yüzyılı geçen yaşımızla, yaşayacağımız her günün de şans olacağı bilincindeyiz elbette,.
Ömür bu..
Başlıyor ve yaşanıyor.
En sonunda da “an” gelip çatıyor.
Bu süreçte, gönül gönüle olabilmek ve o gönül birliğini her şeye rağmen dostluklarla sürdürebilmek elbette çok zor.
Kimin değil ki?
Gündem Gazetesi doğum gününü kutluyor bugün.
Ali Osman Amca’sız.
O’nun gönüllerdeki yeri ve konumu çok ayrı.
Hasta GS’li oluşunun dışında ayrı düştüğümüz nokta yoktu ki.
“Oğlum, şu camilere en çok solcular gidiyor. Cami önüne sandık koysalar CHP birinci çıkar. Siz bakmayın camileri siyaset aracı yapanlara” der ve abdestini de alıp caminin yolunu tutardı.
Aramızdaki baba-oğul ilişkisine dayalı sevgiden hiçbir şey eksilmedi.
Osman Amca yok artık.
Çok oldu sonsuzluğa koşalı.
Oğulları var.
Torunları var.
Aile büyüyor.
Çınarın gölgesinde de dostluklar halay çekiyor.
Gündem Ailesi ile birlikte olmanın ve bu birlikteliği de sürdürebilmenin coşkusuyla, “ben de Gümdem’de çalıştım” diyorum.
Bu benim gururum.
Böylesine güzel bir duygusallığımla; iyi ki doğdun Gündem, iyi ki varsın Gündem, hep yaşamalısın Gündem, diyorum.
Yüreğim yüreğinizdir Gündem Ailesi.
Sizi sevdim ve çok seviyorum…
Yorumlar