VEDA
Eyüp BEKTAŞ
?Nasıl geçti habersiz
O güzelim yıllarım
Bazen gözyaşı oldu
Bazen içli bir şarkı
Her anını eksiksiz
Dün gibi hatırlarım
Dudaklarımda tuzum
İçimde durur aşkın??
Yazımın başlığı ?Veda? ve ardından da ?Nasıl geçti habersiz? diyorum o güzelim yıllara.
Geçiyor.
Bir su gibi öylesine delicesine akıp gidiyor ki; dünün çocukları bizler, bugün torun-torba sahibi bile olabiliyoruz.
Ve ?an? geliyor ki, ?veda? sözcüğüne alışıyor insan.
Veda ve vedalar o kadar çok ki.
Çocukluğa veda, okula veda, işe veda, aşka veda, dostlara veda.
Yıllar süpürüp gidiyor geçmişimizi nostaljik anılar demetleri sunarak bizlere.
Onca vedalar arasında da, bazıları var ki iz bırakıyor.
Acı veriyor.
Can yakıyor.
Kimi zorunlu veda, kimisi de yaşamın gerçeğinin getirdiği olguların somut vedası?
Bir veda gecesine gittim. Davetler elbette işimiz gereği çok oluyor? 12 yıl oldu SKK ?yaşlılık? aylığı bağlayalı. Neredeyse ikinci emekliliğin de yarısına geldiğimiz bir yaş kuşağında ?eleği asmak? gerekiyor tavında. Öyle de yapmaya çalışıyoruz. Nöbetin devrini bilebilme erdemini yakalamaya çalışıyoruz cesurca.
Bu veda gecesi daveti benim için çok ama çok önemliydi.
Orada mutlaka olmalıydım.
Bu özel mi özel gecenin her nefesini içime çekmeli, ?dostluğu dostça yaşamak? ilkesini bir kez daha yaşamalıydım.
Hani derler ya ?iki elim kanda da olsa gelirim? diye. Benim için de öyle bir veda gecesiydi.
Şehir dışına çıkma planlarım yok olduğundan bu yana; tapusunu sanki bize verecekler gibi yaşamaktan büyük onur aldığım Ereğli?deyim zaten.
Baştan sona duygu yüklüydü o anlar.
?Ey yıllar!..? diye başlayıp ? korkmuyorum senden? sözleri de iç çekişler gibi araya serpiştirilmiş tam tamına altmış bir yıllık yaşamın içinde, otuzdokuz yıl beş aya sığdırılmış bir sürece, veda etmek kolay mı?
Düğüm düğüm oluyor ise izleyen bir insanın iç dünyası, ya peki yaşayan ne yapsın..?
Tutabilir mi kendini?
Kontrol edebilir mi ses tellerini?
Dizleri nasıl titremeden durur?
Dışarıdaki martıların canhıraş bağırışları bastıramaz ki içinden bağrı bağır bağırmak isteyip de susturma mekanizmasını.
Kolay-molay hiç değil.
?Beraber yürüdük biz bu yollarda? mısraları dökülürken gizlice o gecenin üzerine, çok düşündüm.
Hani el öpersiniz ya.
Ama kimi eller vardır ki, öperken çok büyük haz duyarsınız.
Formalite yoktur içinde.
Sevgi ve saygı vardır.
Dostluk ve güven ile yüklenmiştir.
O da eli öpüldükçe sadece güzelliklerin anılar defterinde saklı tutulacağı bir el.
Sımsıcak.
Tertemiz.
İçten?
Ümran Demiroğlu?ndan bahsediyorum. Kdz. Ereğli Kaymakamlığı?nın yazıişleri Müdürü. O artık Yazıişleri müdürü falan değil. Bir emekli kadın memur. 3 oğul ve 1 torun sahibi Durmaz ağabeyimin de eşi.
Sessizce gidip de en kör noktaya oturduğum yerde beni çok sonraları görebildi. Sarıldık birbirimize ablamla. ?Ay Eyüp, gözlerim seni aradı gelmedin sandım? derken, sevgisi göz bebeklerinde şarkı söylüyordu.
Ablam benim.
Güzel ablam.
Hiç senin o özel gecende ben yanında olmaz mıyım?
Ben seni seviyorum ablam?
?Biz ne insanlar gördük, üzerinde elbise yok. Nice elbiseler gördük için de insan yok.?
Ümran Demiroğlu, o üzerinde ?elbise? olmayan insanlardan biri.
Ama insan?.
Gel ablam şimdi bu şarkıyı birlikte söyleyeyim, Durmaz ağabeyim de sevgimize noter görevi yapsın.
?Nasıl geçti habersiz, o güzelim yıllarımız.
Abla-kardeş duygularıyla renklendirilen
Dostlukla güzel günleri anarak
Güzelliğini kalbimde taşıyarak,
Önünde saygı ile eğilerek
Ellerinden öpüyor ablam??
Yorumlar