İletilerim arasında Makine Mühendisi Atila Çınarın bir yazısını okuduğumda içim burkuldu.
Atila Çınar, demiryolunun önemine değindiği bu yazısında; Bildiğim kadarıyla dünyada en çok kamyona sahip ülkelerden biriyiz. Aynı zamanda dolmuşla insan taşıyan bir kaç ülkeden biriyiz. İkisi de kaynak savurganlığı, ikisi de akıl dışı vurgusunu yapıyor.
Yazıyı okurken içimin burkulmasının sebebi elbette ki, Kdz. Ereğli Kandilli arasındaki 16 kilometrelik demiryolunun göz göre göre sökülüp devre dışı bırakılmasıdır.
Demiryolumuzu söktüler.
Lokomotifini de kesip parçalayarak hurdaya gönderdiler.
Ve şimdi Kdz. Ereğlide Erdemirin iç trafiğinde kullanılanın dışında bir metre demiryolu yok.
Bu ayıbı üstlenen yok.
Dahası hesabını soran kamuoyu da!
Seçim meydanında bile sökülen demiryolunun, kesilen lokomotifin hesabını soracağını söyleyen de yok.
Ne acı değil mi?
Atila Çınarın yazısını sizlerle bu duygularla paylaşmak istiyorum.
Lütfen okuyun.
Ve kentimizde yaşanan bu trajediyi bir kez daha düşünün.
1930'lu yıllarda ülkemizde bir slogan varmış. Hatırladığım kadarıyla şöyle:
Zonguldak'ın kömürü, Sivas'ın demiri bir araya gelmeli, düğün dernek olmalı". Karabük Demir Çelik'in kuruluşunda bu slogan var. Sanayileşmenin çelik ile olacağını Atatürk ve arkadaşları biliyorlardı. Çelik için ise demir cevheri ile taş kömürünün bir araya gelmesi gerekir. Bunlar (kütle malzeme - bulk material) ise ancak trenle taşınabilir. Onun için Zonguldak'ın kömürünü demir cevherinin bulunduğu yere taşımak için demir yolları döşenmiş.
Trenler kömürü demir cevherine ulaştıracak, aynı trenler kömür getirdikleri yerden çelik yükleyecek ve bu çeliği de sanayi bölgelerine, liman yakınlarına taşıyacak. Cumhuriyeti kuranlar, kurtuluş savaşı şartlarında iktisat kongresi düzenleme iradesini gösterenler biliyorlardı ki, sanayileşme demek malzeme hareketi demektir. Malzemeyi kütle halinde taşıyabilirseniz sanayiyi hem geliştirirsiniz hem de tüm ülke sathına yayabilirsiniz. Cumhuriyetin 10. yıl marşında sözü edilen "ülkenin demir ağlarla örülmesi" boşuna söylenmemiştir. Bu, bir idealin, bir ülkünün dile getirilmesidir.
Bugün de özellikle son yıllarda demiryollarına önem verilir olduğu izlenimi yaratılmaktadır. Ancak önem verilen konu mal/malzeme taşınması değil, insanların hızlı taşınmasıdır (Ankara- Eskişehir hattı gibi). Elbette insanların bir yerden başka yere hızlı ve konforlu taşınması da önemlidir. Ancak ülkeyi (dolayısıyla da ülke insanını) asıl zenginleştirecek olan mal ve malzemenin hızlı ve kütle halinde taşınmasıdır.
Bugün tarım ürünleri (hayvan, sebze, meyva, tahıl, balık vb.) yetiştikleri yerlerden sanayi bölgelerine trenle taşınabilse hem hızlı bir zincir kurulmuş olur hem de fiyatlar kabzımalların insafına kalmaz. Aynı trenler tarım ürünü götürdükleri sanayi bölgelerinden gerisin geri sanayi ürünü taşısalar kötü mü olur?
Bildiğim kadarıyla dünyada en çok kamyona sahip ülkelerden biriyiz. Aynı zamanda dolmuşla insan taşıyan bir kaç ülkeden biriyiz. İkisi de kaynak savurganlığı, ikisi de akıl dışı. O kadar kamyon için harcanan kaynakla ne kadar demiryolu, o kadar dolmuş için harcanan kaynakla ne kadar metro yapılabilirdi acaba?
Sonuç olarak, mal ve malzeme taşımak için yeterli demiryolu altyapısı olmayan bir ülkenin, insanları hızlı ve konforlu taşımak için yatırım yapmasını doğru bulmuyorum. Karayolu yapımı da dahil, inşaat alanı ne yazık ki ülke kaynaklarını hortumlayan bir rant alanı olagelmiştir. Bu önlenemediği sürece sorunun çözülebileceğini sanmıyorum.
Tartışmanın çıkış noktası olan "yerli otomobilimiz olmalı mı" sorusuna bağlayacak olursam, bence de yerli otomobilden önce o otomobiller için gerekli malzemeyi ve üretilen otomobilleri taşıyacak demiryolu ağı daha öncelikli olmalı. Aksi halde rekabet edebilecek fiyatı olan otomobil üretebilmemiz daha da zorlaşır.