Soğuk da olsa pastırma yazı gibi günler yaşıyoruz son günlerde. Ancak, kış mevsiminin göbeğinde olmamıza rağmen toprak kuru. Saksı toprakları bile su istiyor.
Kar ve yağmur yağmaz ise önümüz yaz aylarında ne yapacağız?
Olası bir kuraklıkta Erdemir’de “baraj benim, bu su ancak bana yetiyor” diyerek vanaları kısmaya bir kalkar ise kerbelaya döner Ereğli.
Kuraklık tehlikesi yüreğimi cızlattığında ise aklıma hep Gaca tepesine yapılan 2.5 kilometrelik tünel geliyor. Kızılcapınar’daki baraja gelen su kollarından biri olan Kurtlar suyunu alıp da Gaca tepesine yapılan tünelle Ulutan barajına akıtanlara seyirci kalanlar geçiyor gözümün önünden.
O haberi yayımladığımızda iktidara şakşakçılık yapmak için çırpınanlar “Hayır bu su Beycuma’dan geliyor” diyerek nasıl da işi sulandırmışlardı.
Ne olaylar yaşıyoruz.
Suyumuz çalınırken “bana ne” diye nasıl konuşur ki insan?
Hele ki yaşadığımız bu kentin var olan hava kirliliğine bir yenisini daha ekleyerek yaşama yeni bir kanser bacası dikme çabalarına karşı “termik santrale evet” diyenlere ne demeli?
Akıl almıyor.
Mantık da kısa devre yaparak işlevsiz kalıveriyor.
Pazar sabahında bunlar geliverdi aklıma.
Temiz bir havada iki soluklanma ve çevrede fotoğraf çekmek için Kestaneci radar tepesine çıktık. Yol boyu bağ bahçe işi ile uğraşan nasırlı elleri görmek mutlu ediyor insanı. Bir parça da özlem vuruyor sanki insanın yüreğine.
Radar tepesi ve çevresini yaya gezerken gördüklerimiz ise iç sızlattı.
Hani bir söz var “doğaya en çok zarar veren canlı insan” diye.
Boşuna söylenmemiş ki…
Her taraf çer-çöp!
Oysa belediye konteynır da koymuş bu alana.
Ama o çevre düşmanı insanlar orda piknik yapmışlar.
Yemişler içmişler belki de dışkılarını da yapmışlar ve oturup eğlendikleri tüm alanın içine etmişler.
Çöpün her türlüsü var.
Kırılan şişeler.
Ezilen petler.
Yırtılıp atılan kağıtlar, poşetler.
Çöp standı açmışlar sanki.
Bunlar nasıl insan?
Nasıl mahluk ?
Hele o tertemiz havada udilerin çalıp söylediği “saçların tarumar” şarkılarıyla efkarlanıp “ah” çekenlerin o muhabbetlerinin devamında, yiyip içtiklerini bırakıp gitmeleri yok mu?
Böyle güzel şarkıları dinle efkarlan ve sonra da o mekanı rezil gibi bırak git.
Benim bildiğim alkol ağız ile alınır.
Bunlar bir başka şey.
Ağızlarıyla alkol alsalar, orayı öyle kirletmezler, kirletenlere de izin vermezler.
İç iç sonra şişeyi at.
İç iç sonra kır o cam şişeleri.
Sonra da iki kadehin derinliğinde insanlıktan dem vur.
Dolaşırken bazı tanıdıklara da denk geldim. Muhabbetlerini kıskandım açıkçası da, sonra çekip giderken geride bıraktıklarını görünce tüm saygımı kaybettim.
Bu kadar basit olamaz insan.
Olmamalı.
İki yaşlı hanımefendi dolaşıyordu o alanda. Tanıdılar ve yanıma gelip “insan olarak utanıyoruz” dediler çevre kirliliğini göstererek.
Kim utanmıyor ki?
İnsan olan utanıyor da, insan kılığındaki doğa düşmanları çeşitli kılıkların ardına kendilerini gizleyerek aramızda dolanıyor.
İşin tuhafı bu kirliliği eleştiren bir ortamda bulunduklarında ise en çevreci de bunlar çıkıyor.
Şaşırırsınız.
Bir sosyal paylaşım sitelerinde ilan panolarında bir ayı fotoğrafı vardı.
Ayıyı konuşturmuşlar o panoda.
Ayının baloncuğunda: “Ben bile yere çöp atmıyorum” yazıyordu.
Ayı atmıyor ama bizim insan kılıklılar atıyor.