Geçmişte kalmış kimi yazıları anımsadığımda tatlı bir gülümsemenin koynunda bulurum kendimi.
Anımsamak bile mutlu eder çünkü.
Dalarım geçmişteki o yıllara.
Hele bir tanesi var ki o düşüncemi yeniden paylaşmadan geçemeyeceğim sizlerle.
Londra'daki Kraliyet Parklarından en büyüğü olan Hyde Park'ta isteyen her İngiliz vatandaşının hiçbir müdahale ile karşılaşmadan ve sınırlama olmadan o mekanda istediği gibi konuşmasını biz burada yapabilir miyiz?
Hyde Parkta serbestçe konuşup düşündüklerini dinleyenlerle paylaşan bu sokak hatipleri biz de neden olmasın?
Olur mu olur?
Olmaz ise oldurabilir miyiz?
**
Bizim Alaplılıları tanıtırken şeytan sözcüğü çok öne çıkar.
Alaplılı mısın, şeytan gibi kurnazsın.
Akıllısın.
Taşı sıksan suyunu çıkarırsın.
Şeytan vurgusu ile Alaplılıların akıllılığını mecazi anlamda öne çıkaran bu ifadeyi zenginleştirmek için Mollabey yolu üzerinde bir şeytan taşlama merkezi kurulabileceğini öne sürmüştüm.
Bu görüşünü de; kim hangi derdini anlatmak istiyor ise gelsin buraya ve özgürce düşüncelerini dile getirsin.
Atsın tutsun.
Gerilimini deşarj etsin.
Boşalsın.
O gevşemenin ardından da, kimi taşlamak istiyor ise astıracağı fotoğraf veya şekillere bol bol taş atsın dursun.
Tam rahatlasın yani.
Finali böyle yapınca da, Alaplı'da şeytan taşladığına dair kendisine bir belge verilsin.
Yani, şeytan taşlama hacısı olsun.
Ağaçlara çaput bağlayarak umut bağlayanların çok bol olduğu bir toplum içinde, şeytan taşlama numarasına takılan çok olur merak etmeyin.
Bu konunun altını da şeytani kurnazlıklarla doldurarak, Alaplı'da şeytan taşlayanların ömürlerine ömür katıldığına dönük bir rivayet servis edilsin.
Ağızdan ağıza dolaşırken akla mantığa bile uymayan bir reklam fırtınasına dönüşür ise de sakın şaşırmayın.
Alaplı'da şeytan taşlama üzerine bir turizm hareketliliği yaratılsın.
Yurt içi gelsin.
Yurt dışı gelsin.
İsterse kutuptakiler sıraya girsin!
Faraza diyerek sözü sürdürelim mi?
**
Bu konuda yıllar önce bir makale kaleme aldığımda Alaplılı bazı dostlar gülümsedi ve tam da onikiden vurdun dedi.
Küçük de olsa bazı dostlar bu bize uymaz serzenişine girdi.
Oysa ortada fol yok, yumurta yok daha.
Alaplıların uyanıklığına yapılan bu vurguyu, önce gerçekleştirebilir miyiz diye tartışmalı.
Ya olur ise?
Kötü mü olur?
**
Nazım Hikmet'in Rusya'daki sevgilisine Kdz. Ereğli'deki Belediyenin Yaşlılar ve Gençler Evi'nin önünden gittiğini de yazdık biz.
Hatta orada oturup Karadeniz'i seyredip çay içtiğini de dile getirdik bir çok arkadaşla birlikte.
Kamuoyu yaratmaya çalıştık.
Hatta Nazım Hikmet ran'ın mezarını Kdz. Ereğli'ye getirmeye bile kalktık.
Olmadı.
Başarılı olamadık.
Peki ya olsaydı?
Hazım Hikmet'in mezarının Ereğli'de olması bile dünyanın ilçemize akmasını sağlardı.
Hani bir söz var; deme olmaz olmaz!
Ya olursa?
Alaplı'nın Mollabey yolu üzerinde kurulacak bir şeytan taşlama merkezini pazarlamayı başarırsak?
Ne kaybederiz?
Ya da ne kazanırız?
Hemen hayır deme kolaycılığını, olabilir mi noktasına taşıyabildiğimizde, kazanan elbetteki biz olacağız
SONSÖZ:
İstedim ki bu haftaya gülümseyerek başlayalım.
Nasıl başlar ise öyle gidermiş derler ya.
Bu hafta asık suratlı olmayı yasaklayalım kendimize.
Birbirimize fıkralar anlatalım.
Küçük de olsa hediyeler alalım.
Esprilerimiz ile öne çıkalım.
Bağışlayalım.
Hoşgörelim.
Gerilime hayır diyerek, pozitif bir hafta dileyelim.
Mutlu haftalar olsun sevgili okurlar.
Görecek günler var daha