İnsanın diğer canlılardan ayrılması, düşünme yetisi ile başladı. Milyonlarca yıl hayatta kalmamızı sağladı. Günümüzden 50.000 yıl önce ortalama yaşam süresi 25 yıldı.
Çağımızda geldiğimiz noktada ise yaşam süremiz uzamasına karşın düşünme süremiz kısaldı. Bunun nedeni her anımıza bir şey sıkıştırmak mı yoksa dışımızdaki kişilerin ve sistemin bunu dayatmasını kabullenmek mi?! Söylemek güç.
Her şey çok hızlı gelişiyor ve oluşuyor. Bizler de bu arada teknolojik bağımlılığımızla yaşıyoruz. Tüm dikkatimizi elimizdeki teknolojik araçlara yönlendiriyor, onlarla meşgul oluyoruz, onlarla yatıp kalkıyoruz. E-Postalara bakmak, telefonlara cevap vermek, facebook’a girmek, televizyonda dizi izlemek, gelişen teknolojiyi takip etmek gibi..
Yada her şeyi sayıyor, bölüyor, parçalara ayırıyor sonra da en yakındaki sonuca odaklanıyoruz. Bizi en kısa en çabuk olan sonuç ilgilendiriyor. Sanki zaman aralığına sıkışmış gibiyiz.
Küresel iklim değişikliği değil, bugün havanın nasıl olacağı bizi ilgilendiriyor. İstanbul’da sel olmuş; yaşadığımız yerde olmadı.. Öyleyse bu bize yeterli oluyor..
Temel sorunun ne olduğunu biliyor ama düşünmek istemiyor, şimdiye odaklanıyoruz.
Yaşamı bu tür algılamamız konuşmalarımıza da yansıyor. Sonuç almayı erteleyen yada öteleyen “eh, belki, düşüneyim, inşallah, bir şekilde, atıyorum, kısmet” gibi ifadeler kullanıyor, bu şekilde belirsiz konuşma ile anı kurtarıyor, geleceği yok sayıyoruz.
İşin tuhaf tarafı, bunu çocuklarımıza ve gelecek kuşaklara yansıtıyoruz. İnternet, tv karşısında oturan, şekerden bol gıdalarla beslenen, düşünmeyen, üretmeyen, obez bir nesil yaratıyoruz. 
Bizler “siz düşünmeyin, biz gerekirse düşünürüz” diyebilen ve bunu uygulayan çapsız idarecilerin olduğunu biliyor ama değiştirmek için adım atmıyoruz yada İngilizlerin; “Türkler geçmişleri ile övünür, bugünü yaşar, geleceği düşünmez” teşhisine haklılar deyip sonuçta tarih sahnesinden silinebileceğimizi düşünmüyoruz.
Çocuklarımıza hazır bilgiyi bol şekerli besin gibi verip üretmeyen, işlemeyen, sonuçlarını düşünmeyen, yaratmayan bir nesil oluşturuyor ve gelecek bekliyoruz.
İlk insanın hayatta kalmasını sağlayan; bilgisi, düşünmesi ve bu bilgiyi geliştirmesi olmuştur. Bilgi çağında üretmeyen bir toplumun nasıl gelişeceğini diğer gelişmiş toplumlara nasıl uyum sağlayacağını bir türlü düşünmüyoruz ve açıklayamıyoruz.
Düşünmediğimiz ve üretmediğimiz için onların üstünlüklerini kabul edip, dayatmalarına boyun eğiyoruz. Kendi yolumuzu çizemiyor, bize çizilen yolu takip etmeye çalışıyoruz. Şimdilik uzun yaşıyoruz. Düşünmüyoruz.. Dolayısıyla üretmiyor, yaratmıyoruz..
Bu süresi daha ne kadar sürdürebiliriz?!..
Mezarda mı düşüneceğiz?..