Olayları, gördüğümüz şeyleri, başkasına yapılan haksızlık ve hataları görmezden gelmek, aldırmamak, duyarsız kalmak vurduymazlığı kısmen tarif eder. Altında, derinlerde ahlak ve vicdanın yattığı, korkuların da olduğunu gözardı etmememiz gerekir.
Son birkaç yıldır sosyal medyada geçinemeyen, açlık çeken insanlar, çocuklarda beslenme bozukluğu (MALNÜTRİSYON), öğrencilerin okula aç gitmeleri, açlıktan bebek ölümünü görüyoruz ve okuyoruz.
Bizzat şahit olduğum olaylardan biri yaşlı bir kadının başkalarının çöp diye attığI kabak, patates ve patlıcan parçalarını çöp tenekesini devirip çevreye yaymadan ayıklamasını görmek oldu. Yanından geçenlerin ekonomik durumlarının iyi olduğunu görüp aldırmamazlıktan, görmemezlikten gelmeleri onların vurdumduymazlığını gösteriyordu.
İnsan olmaktan, orada bulunmaktan, bu durumdan utanmamak mümkün değildi. Bu insanlar dilenmiyor, kimseyi sömürmüyor, sessiz ve çaresizlik içinde yaşamaya çalışıyorlardı.
Bir yandan lüks içindeki insanlar, bu olayı görmemezliğe gelip geçmeleri toplumun acınası durumuna işaret ediyordu.
Bir tarafta yemeğe, giyime, lükse harcanan paralar; diğer tarafta görmezden gelinen yoksulluk. Bu ülke kurulurken Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olmayı hedeflemiştir. Yoksulluğu bitirip HAYIR yapmaya çalışmadılar. Yoksulluğu bitirip ADALETİ sağlamayı ilke edindiler. Yaptıklarıyla da amaçlarının bu olduğunu gösterdiler.
Kaldırılan andımızla da çocukluktan itibaren koruma, yasalara uyma ilkesi verilirdi. Toplumcu ahlak anlayışı devlete birbirimize güven, paylaşma öğretilirdi. Ne oldu, neden ortadan kaldırıldı? Hedef yoksulluğun bitirilmesi, refah içinde insanca yaşamak unutuldu. Bireysellik, açgözlülük, gösteriş ve diğerleri öne çıktı.
Türk kültüründe olmayan biat kültürünün yerleşmesi ile de vurdumduymaz hale geldik. İnsanlığımızı unuttuk…
Sanki mal mülk edinip biriktirmek, zengin olmakla ölümsüz olacağımızı düşünüyoruz. “MALA TAPIYORUZ.”
Zenginliğin bizi cennette yaşatacağını, yoksulluğun ise bu dünyada ceza olup cehennemde tamamlayacağımızı düşünüyoruz.
Unuttuğumuz şey YAŞAM Doğumla Ölüm arasında kısa bir çizgi olduğudur.
Birçok şeyi yukarıdaki gibi duyuyoruz, görüyoruz ama vurdumduymazlıktan geliyoruz. Muhatap olan kulaklarımızı tıkıyoruz. Gözlerimizi kapatıyoruz ve gerçekleri kesintiye uğratıyoruz. Çünkü muhatabımızın VİCDANIMIZ olduğunu biliyoruz ama onu devreye almaktan kaçınıyoruz. Acaba içimizde vicdan kalmadı, yok da VURDUMDUYMAZ mıyız?
Mutlu bir gelecek arzu ediyorsak rahatını terk eden, çalışan, gayretli, vicdanlı, vurdumduymazlıktan uzak insanlar olmaya çalışmalıyız. Sokrates “aşırı zenginlik ve yoksulluğun yan yana olduğu bir toplum, toplum değildir” demiştir. Çözülmenin her şekilde olma ihtimali vardır. Gelecek bize bunu zor yoldan öğretecektir.
Bir yerde dilenen kişiye para verip günahlarımızın ve suçlarımızın kefaretini ödediğimiz bize öğretildi ve bunları unuttuğumuzu sanıyoruz. Bize hala öğretilen sadaka, günah ve kefaretlerimizin bedeli olduğu şeklindedir. Aynı Hristiyanlıkta da günah çıkartmada olduğu gibi. Ancak unuttuğumuz bir şey var. İçimizde vicdan daha derinlerde ise RUH var.
Unutmayalımki öldüğümüzde ruhumuz tanıklık edecektir. Onu aldatmamız mümkün değildir. Vurdumduymazlığımız, vicdansızlığımız ve tüm hatalarımız ortaya dökülecektir.
TURGUT SIDAL