Ustaoğlu Gemi Tersanesi’ndeki en son coşku bir kimyasal geminin denize indiriliş töreniydi.

Tersane denilince akla mutluluk düşmüyor artık beyinlere.

O eskidendi.

Şimdi acı var.

Ali Arıkan’ın deyimiyle de “ızdırap” hakim olmuş yüreklere.

Izdırap!

Çalışana “git artık işimiz kalmadı” demenin ızdırabı.

 

Tersaneler acı ocağı olmuş sanki.

Acı ocağı.

Aş ve iş adresi değil artık.

Yokluk.

İcra.

Bankalar.

Alacaklılar.

Vesaire.

 

Tersanelerde yıllardır yaşanan bu dramı durdurmak için yapılan girişimler de sonuçsuz kalınca çaresizlik almış başını gitmiş ve giremediği noktalara kadar ulaşmış.

Çare yok!

Çaresizlik var.

Bu nedenle evindeki bebeğine süt götürme sorumluluğundaki babalar gurbete çıkmış.

Türkiye’nin dört bir yanı Ereğlili işsizlerin istilasına uğradı.

Sadece doğu dan gelenler iş aramıyor artık.

Aslanlar gibi bizim gençlerimizi de uğurladık gurbet ellere.

 

Hey gidi Zonguldak hey!

Emeğin başkenti ha!

Türkiye’nin Almanyası olan Zonguldak şimdi ne hallerde.

İşçi ithal eden Zonguldak şimdi işsiz ihraç ediyor.

Tersaneler bölgesindeki kapalı tezgahlar da bir türlü açılmıyor.

 

Batı Karadeniz Deniz Ticaret Odası Başkanı İrfan Erdem, işyerinin bulunduğu kentlerde işsiz olmaması gerektiğine dikkat çekti Ustaoğlu Tersanesi’nde bize.

İşyeri var ama işsiz de var!

Peki neden?

İşyerleri kapalı.

Hem de en az 5 bin kişiyi işsizlikten kurtaracak işyerleri bunlar.

Dev gibi gemiler yapan işyerleri.

Evet Kdz. Ereğli’de işyeri çok ama………

Ama……..

 

Ustaoğlu Gemi Tersanesinin patronları “son gemiyi de indirdik. Şimdi ne olacak?” sorusunu soruyorlar kendilerine.

Son gemi de bitti.

Peki bundan sonrası?

Var olan işçileri de ya işten çıkarmak zorunda kalırlar ise?

Acı burada.

Yani ızdırap!

Kime nasıl söylenir ki “hadi güle güle biz de iş bitti” diye.

Diyebilir misiniz?

 

Kdz. Ereğli’de bunları konuşacak platformlarda yok.

Kente öylesine hızlı bir kabuk değişimine tutuldu ki, ne sevgi kaldı ne de bir başka şey.

Kavga bataklığında boğulan bu kent, ne işçisine, ne işsizine, ne tersanecisine, ne de kendi kimliğine sahip çıkmıyor/çıkamıyor.

Sürüklendiği yolda da frenler şişmiş, hoşgörü sıfır çekmiş.

 

Peki ne olacak?

Böylesine hızlı çöküşün içinden sağduyumuzu kullanarak aklın yolunu nasıl bulabiliriz.

Birileri söyleyip konuşsun artık.

 

 

 

SON ARZULAR

 

*Gönderilen iletiler arasında çok anlamlı bulduklarımdan birini sizlerle paylaşmak istiyorum:
 
Ölümün eşiğindeki, Büyük İskender komutanlarını çağırıp son üç arzusunu iletmiş.
 
1) Tabutu dönemin en iyi doktorlarınca taşınmalı.
 
2) Elde ettiği tüm zenginliğinin (altın, gümüş ve değerli taşlar) yol boyunca tabutu mezara gelene kadar serpiştirilmeli.

3) Elleri, herkesin görebileceği şekilde tabutun dışına sarkmalı.  


Komutanlardan biri, şaşkın, nedenini sormuş.  

 

Büyük İskender, açıklamış:  


1) En ünlü doktorların taşımasını şu nedenle istiyorum: Herkes bilsin ki, Doktorlar ne kadar iyi olursa olsun, onlar bile ölümün karşısında çaresizdir.

 

2) Yerlere serpeceğiniz değerlerim de gösterecektir ki:  Bu dünyada elde ettiğimiz zenginlik, bu dünyada kalır.

 

3) Ellerim tabutun dışında kalsın ki, herkes bilsin: Bizim için en değerli şey olan zamanımız tükenince, boş ellerle doğduğumuz gibi, boş ellerle de gideriz.