Her yerleşim yerinin kendine has bir ruhunun, yıllar içerisinde oluşan özel bir kültürünün olduğu söylenir, öyledir de.
Dijitalleşen dünyada; artan nüfus, yetersiz kalan gıda ve enerji kaynaklarının yarattığı sorunlar, kentlerdeki toplumsal dayanışmayı zorlaştırıyor, bağlılıkları zayıflatıyor.
Günümüzde bir kentin geçmişini ve kimliğini yaşatmak, insanların yaşadığı yerin geçmişiyle bağ kurması onu devam ettirmesi, o şehre bağlılığının temelini oluşturur. Ortak anılar, paylaşılan mekânlar, kasabalıların arasındaki birliği dayanışmayı pekiştirir.
Kent Hafızası kavramı hep önemliydi, ama yakın dönemde her zamankinden daha fazla öne çıkartılır çok fazla konuşulur oldu.
Kentsel bellek, kültürel mirasın ve toplumsal yaşamın ortak hatırlama şeklidir.
…
Bizim kasabamız bir kıyı kasabasıdır, ezelden bu yana denizle hep iç içe, kucak kucağa olmuştur.
Kasabalı tarihin her döneminde, denizine onun kıyılarına büyük saygı duymuştur. Hakkını hukukunu iyi bilmiştir, denizini de onun kıyılarını da sahiplenmiş koruyup kollamıştır.
Denizin verdiğine, ondan gelen nimetlere şükretmiştir, asırlar boyunca büyük bir sevgi ve saygı içerisinde birlikte geçinip gitmişlerdir.
Bu karşılıklı muhabbet 60’lı yılların ortalarına kadar hep böyle sürdü.
İşte o nedenledir ki kasabanın en eski ve en köklü mesleklerinden biri sandalcılık ve ahşap tekne yapımcılığı olmuştur. Özellikle Alaplı’nın köylerinde yetişen ustalar ve işçiler, yurdun her tarafında yapılan ahşap teknelerin aranan tercih edilen ustaları ve işçileri olmuşlardır.
Osmanlı döneminden buyana bizim kasabayla birlikte Bartın, Kurucaşile ve İnebolu gibi Karadeniz’in kıyı kasabaları; ticaretin veya askeriyenin ihtiyacı olan ahşap gemi yapımında hep önemli birer merkez olmuşlardır.
Zaman geçip devir değişince, ahşabın yerini de çelik alınca, dedelerinin ve atalarının izini sürenler bu sefer Bozhane ’den başlayıp Alaplı Akçakoca kıyılarına kadar bulabildikleri her yerde koca koca çelikten gemiler yapmanın hevesine kapıldılar.
O günlerde bu işe soyunan hevesliler (çoğunun hevesi kursağında kaldığından böyle söylüyorum) gemilerini denizin kıyısında imal ederlerdi, şimdikiler gibi denizin içine içine girip onu kıyıdan uzaklara itmemişlerdi.
Hatta şimdikiler gibi kendilerine ait yeni kara parçaları yaratıp, kendi yarattıkları yarımadalarında gemiler imal etmeyi hiç akıllarına getirmemişlerdi.
Bunların nereden esinlendiklerini, denizi doldurup ilerilere itekleyerek hakkına hukukuna saldırma işini kimden görüp kime özendiklerini, kimin kimlerin aklına uyduklarını kasabalı iyi biliyor.
Fil Tepesi'ni, Elma Tepe’yi yerle bir edip denizin dibine gömeni, bununla da yetinmeyip çöpünü hurdasını pisliğini denize döküp denizin milyonlarca metre alanının elinden nasıl alındığını gören bu yeni yetmeler,
Bu durumu kendilerine hak kabul edip bizim neyimiz eksik? diye düşünmüş olmalılar ki.
Tekne yaptırmak ve ekmeğini denizden çıkarmak isteyenlere hizmet etmek için işe koyulduklarında ilk yaptıkları şey, ekmek kapıları olan denizin hakkını gasp etmek oldu.
Tersaneler ihtiyaçları kadar denizi doldurup işgal ettiler, sonrasında durdular.
Gerçi kimse artık kasaba kıyılarında Iğrıp çekilmesini beklemiyor ama bazı şeyleri de merak ediyor.
Bu fabrika,
Kasabanın denizinden daha ne kadar çalacak, bu ihanete ne kadar devam edecek?
Bunun bir sınırı olmayacak mı?
Bu konuda hiç kimse hiç bir şey söylemeyecek mi? (Bunların boş ve beyhude sorular olduğu biliyorum)
…
Bunu soran veya aklından geçiren kasaba sevdalılarının denizleriyle arası 60 lı yılların ortalarına kadar gayet iyiydi demiştik. Ne zamanki sahilini doldurup kıyısını yok ettiler, iki sevgilinin arasına girdiler, sonrasında araları açıldı birbirlerinden uzak düştüler, düşürüldüler.
O yıllarda kasabanın Meydanbaşı yokuşunun başladığı yerden İskele Camisinin önüne kadar olan düzlüğe (bildiğimiz düz bir yoldu, bulvara benzer tarafı yoktu) Devrim Bulvarı adını vermişlerdi.
Fabrikanın gelmesi ile birlikte Devrim Bulvarı olarak bilinen alan ve yakın çevresi kasabanın kentsel dönüşüme, değişime ilk ve en çok uğrayan yerlerden biri oldu.
Kasabanın Postane’ si serüvenine yalı caddesinden başlamış, çarşıya gelmiş, Göztepe yakınlarına çıkmış oralardan tekrar çarşıdaki yerine gelmiştir.
Kamu binaları ’nın bir kısmı Kaymakamlık, Emniyet, Vergi dairesi, Mahkemeler uzun müddet eski Tabane’ nin, (eski garajların olduğu yer Mezbaha’dan sebep, kasabalının tabakhane olarak bildiği yerdir, diline Tabane olarak yerleşmiştir) yakınlarını kendilerine mesken edinmişler, sonra oradan uzaklaştırılmışlardı, bazıları şimdilerde yine o bölgeye gelmek için gün sayıyor.
Kasabanın Şehirlerarası Otobüs Garajı geri gelmemek üzere yerinden uzaklaştırıldı.
Bulvara sıralanan akaryakıt istasyonları, kasabanın dışına (o dönem dışarıda olan Kışla köyü sınırlarına) çıkartıldı. Fakat çok geçmedi, onlar da genişleyen kasabanın yeni mahallesi Kışla’nın içinde kaldı.
İşte o zamanlardaki bu düz yol, yani kasabanın Devrim bulvarı, Nimet İlk Okulu’nun az altından başlayıp eski Hükümet Konağı’nın önüne kadar gelirdi ama sonrasında sağa sola sapamazdı, denizin kıyısından da bir yerlere gidemezdi. İskele Cami’sinin önünden geçerek Yalı Cadde’sine bağlanır sol kolunun altına denizi alır buradan Bozhane’ye doğru uzar giderdi.
Sakin dingin tam bir balıkçı ve liman kasabası görümündeki bizim kasabanın ticari ve sosyal yaşamının en merkezi yeri çarşı iskelenin önü arkası ve hükümet konağının da içinde olduğu meydandı.
Açığa demirleyen vapurların getirdiği yolcuların, vapurlarla gidecek kasabalının buluşma yeri bu alandı.
İskele Camisi ile artık olmayan tarihi Hükümet Konağı’nın arasındaki meydan, bir zamanlar kasabanın tören alanıydı; günümüzde ise birkaç farklı yönden gelen yoğun araç trafiğinden dolayı tıkanıp geçit vermeyen çileli bir kavşağa dönüştü.
İşte o zamanlarda bu alanın her daim yürüyeni, oturanı, yaya trafiği ve sohbeti bol olurdu. Kasabanın bu bölgesi, adeta kasabanın kalbi sayılabilecek yerlerinden biriydi.
Şehrin bu en gözde yeri, sahil yolunun yapılmasıyla birlikte eski görünümünden uzaklaştı yok oldu. Yeni yapılan ve kod seviyesi yüksek kalan sahil yolunun seviyesine yükseltilen bulvarın betonla kaplanan zemini nedeniyle, yalı caddesi girişindeki iş yerleri yolun altında kaldı.
Esnafın itirazları sonuç vermeyince, eski Memleket Eczanesi ve yanındaki dükkânlara işyerlerine birkaç basamakla inilir çıkılır oldu.
Yalnızca oradaki işyerleri değil ki tarihi Park’ta, eski Hükümet Konağı da aynı şekilde cadde kodunun altında kaldı.
...
Sözü buraya kadar getirmişken; oraları, o yol yapılmadan önceki halini unutanlara hatırlatmak ve bilmeyenlerin gözünde canlandırmak için kasabanın evladı ve sevdalısı Bahriyeli Muammer’in hafıza arşivinden de faydalanarak dilimizin döndüğünce anlatmaya çalışalım.
Kasaba çarşısının o dönemdeki bu kıymetli meydanını, önüyle arkasıyla tüm canlılığıyla ve de sakinleri ile birlikte hatırlamalıyız.
Çarşının iskele civarını ve tören alanının asıl konumunu tam olarak kavrayabilmek için, fabrika yönünden gelip Musa’nın Lokantası'nın yanındaki ulu çınardan Sahil Taksi durağının 20-30 metre önüne kadar uzanan bir sınır çizgisi çekmeliyiz; ardından bu sınırın deniz tarafında kalan tüm alanı, eski günlerde olduğu gibi asıl sahibine, yani denize geri vermeliyiz.
Hatta Sahil Taksi durağının arkasından Bozhane’deki taksi durağının önüne kadar olan yerleri de yok edip, vakit geçirmeden denizin dalgalarının yalı caddesi duvarlarına kadar geldiğini muhabbetin içine katmalıyız.
Zaten buralar, o dönemlerde doldurularak denizden alınmıştı, diğer bir deyimle kasaba kıyılarının ilk işgal edildiği yerler de buraları olmuştu.
Zamanında kasabaya gelen panayırların kurulduğu yer Millet Bahçesi, Aşağı Beyçayırı olmuştur, ama bu alanın içi de dışı da (İskele üzeri önü arkası kıyısı) bazı günlerde Millet Bahçesinin o curcunası şamatası bol halinden daha canlı daha haraketli olurdu.
Elde ne kadar varsa; Devlet Daireleri, Hükümet Konağı, Belediye ve Gümrük binaları buradaydı, İş Bankası buradaydı. Yalnızca kamu daireleri değil, Konak Oteli de buradaydı. Kasabalının sıra kahveler dediği kahvehaneleri vardı. Arkalarında kasabanın iskelesi vardı ki kasabaya gelenlerle kasabadan gidenlerin mecburen uğradıkları, karaya ilk ve son ayak bastıkları yer de burasıydı.
Kasabanın bu alanları ve devamındaki Yalı Caddesi, işlevsel olarakta görsel olarakta tüm kasabaya kasabalıya, dışarıdan gelenlere:
Ahşap ağırlıklı, çardaklı, kıyıya dizilmiş Yalı Binalarıyla, Çınarlarıyla, Sur Duvarlarıyla
Kahvehanelerin çardaklarından sarkan asmalarla kaplı salaş kahve önleriyle muhteşem görsel bir şölen sunardı.
Buralar, kasabalının kahvehanelerin önündeki tahta sandalyelerde buluşup uzun uzun sohbet ettiği, denize bakan arka yüzlerindeki çardaklarından balığa gidip gelen, ağlarını kurutan balıkçıların seyredildiği yerlerdi.
En önemlisi de Kasabalının Sosyalleştiği alanlardı.
Kasabaya yeşil renkle birlikte ahşap binaların, taş binaların görüntüsü hâkimdi.
Bizim kasabamız henüz soğuk iç karartıcı gri renkten çok çok uzaktı.
Sahil yolu yapıldıktan sonra da yakın zamana kadar ayakta kalan Hükümet Konağı ve devamındaki yapıları hatırlayan kasaba sevdalılarının sayısı ne yazık ki artık çok az.
Öncelikle Hükümet Binasının yanındaki İş Bankasını biraz hatırlamalı, bilmeyenlere anlatmalıyız.
İş Bankası binası adıyla bilinen yapı o alanın en gözde yapılarından birisiydi. Üst katında Orman İşletme Müdürlüğü vardı. Yirminci yüzyılın başlarında kömür işletmecisi Fransız şirketi tarafından yapılmış. Cumhuriyet döneminde bir müddet Amele birliği tarafından da kullanılmış, sonrasında İş Bankasının kullanımına geçince bankanın adıyla anılır olmuş.
Bankanın yanında bir kahvehane onun yanında da Oğlu Ali’nin kahvehanesi varmış.
Sonra Limancıların Mustafa’nın önce lokanta sonra kahvehane veya önce kahvehane sonra lokanta olarak işlettiği mekânı varmış
Kasabanın Belediye binası da buranın yanındaymış.
Belediyenin yanındaki bina, üstü otel altı kahvehane olarak kullanılan Konak Oteli de
bu civarın en fiyakalı en albenili yapılarından birisiymiş. Geniş, ferah yaz kış müşterisi bol, üst katları otel, altı kahvehane olan işyeri adından da anlaşılacağı gibi kasabanın bilinen ailelerinden Konakların Hakkı’nın oteliymiş.
Hakkı Konak’ın oğlu Pilot olmuş.
Sütçü Ali’nin dükkânı Konak Oteli’nin yanındaki Belediye Binası’nın hemen yanı başındaymış. Belediye yıkıldıktan sonra Sütçü Ali, işyerini Duran İşhanı’nın girişindeki, merdiven altı gibi küçük bir yere taşımış.
Bunlardan sonra Gümrük binasının yanında kasabanın Çarşı İskele ’sinin olduğunu iyi bilmemiz önemlidir.
Gümrük binasının önündeki balık tezgâhın sahibi olan beş ortak Akdeniz, Ahmet Ali, Saffet Koca, Topal Seyit ve Jandarma Kemal isimlerini yâd etmezsek kasabanın elle tutulan gözle görünen yakın tarihi de bizi affetmez.
Acente Cevat’ın da Efe Dayının kahvehanesinin de Topal Başçavuşun Tekel Dükkânının da buranın önemli mekânlarından olduklarını söylemeliyiz.
Lafı buraya kadar getirdikten sonra, bu alanın ve kasabanın sembol isimlerinden ikisini; abi-kardeş ayakkabı boyacılığıyla evlerini geçindiren Haydar ve Vasıf’ı anmadan geçmek olmaz. Büyük abi Vasıf ve kardeşi Haydar, önlerindeki boya sandıklarıyla yıllarca kasabalıya hizmet ettiler; ayakkabıları boyayıp cilalayarak, kadifeyle parlatarak evlerinin rızkını çıkardılar.
Vasıf bu hayata biraz erken veda etti. Kardeşi Haydar ise meydanın bu değişimine en iyi tanıklık edenlerdendi. Kasaba sevdalıları bu renkli kişiliği; Memleket Eczanesinin köşesinde, boya sandığı başındaki haliyle çok iyi hatırlar.
…
Bizim kasabamızın geçmişi binlerce yıl öncelere gidiyor. Yakın zaman içerisinde her açıdan o kadar çok değişime dönüşüme uğradı ki,
Kasabalıya, ya çarşıda 30 - 40 yıl öncesinde kalan hangi esnaflar veya onların çocukları var (?) diye sorduğunuzda, cevap vermek için uzun uzun düşünmek zorunda kalıyorlar.
Kasabamız, isterseniz kontrolsüz kentleşme nedeniyle olsun isterseniz yanlış imar politikaları nedeni ile olsun geçmişi ile olan bağından kısacası kent kimliğinden ne yazık ki hızlıca uzaklaşmaya devam ediyor.
Nuri ÖZTÜRK