Ülkemizde seçimli siyasi yaşamın kökleri Osmanlı’ya kadar uzanıyor, ancak bugünkü siyasal rejimimizin temelleri 1923 yılında yapılan seçimlerle atıldı.
1939 ve 1943 seçimleriyle devam eden süreçten sonra 1946'da çok partili döneme geçildi.
1946 seçimleri siyasi tarihimize halkın milletvekillerini doğrudan seçtiği ilk seçimler olarak kaydedilse de seçimlerde açık oy, gizli tasnif gibi trajikomik bir sistemin uygulanması, bugün dahi 46 seçimlerinin üzerindeki gölgeyi, tartışmayı kaldırmaya yetmiyor.
Daha sonra 1950 yılında yapılan seçimler hem yargı gözetiminde hem de gizli oy açık tasnif sistemi ile yapıldığından demokrasi geçmişimize Türk siyasi tarihinin ilk demokratik seçimleri olarak kaydedilmiştir. Ayrıca bu seçimler Milli Şef İsmet İnönü’nün son kez girdiği seçimler olması açısından da önemlidir.
…
Bağımsızlığını savaş meydanlarında kazanmış özgürlüğüne son derece düşkün bir ülke, yokluk yoksulluk içinde kalan bir ülke, bu kadar yıl tek bir ses tek bir parti ile nasıl yönetilmişti?
Millet böyle bir duruma nasıl rıza göstermişti?
Böyle bir siyasi ortam yıllarca nasıl sürüp gitmişti, bu ortamın sürmesini sağlayan siyasi aktörler kimlerdi?
Tek parti döneminin CHP’si ve onun lideri İsmet İnönü devlet kadrolarını, Anadolu’daki yerel kamu yöneticilerini, bürokratlarını nasıl idare edebilmiş, yıllarca Ankara’dan taşrayı nasıl yönetebilmişti?
…
Tek parti döneminde devlet demek CHP demekti, yani devlet eşittir CHP idi.
Taşradaki CHP İl başkanları ilçe başkanları, tüm bürokratların ve kamu yöneticilerinin üstünde bir konumda, yazılı olmayan büyük bir güce ve itibara sahiplerdi.
Tek parti döneminin ilçe başkanlarının, hatta ilçe başkanı olmayıp partide kaydı dahi olmayan ama CHP nin kasabalardaki adamı olarak bilinen varlıklı itibarlı kentte hatırı sayılır söz sahibi kişilerin;
Atamalarda, görevden almalarda, terfilerde, işe yerleştirmelerde hazırladıkları raporların ne kadar önemli ve belirleyici olduğunu,
Kültürel ve sosyal hayatın şekillenmesinde, rejimin ve onun ideolojisinin halka benimsetilmesinde,
Zamanın ekonomik şartları gereği, temel ihtiyaç maddelerinin dağıtımında, vergi uygulamalarında, yerel komisyonların kararlarında söz sahibi olmaları gibi
Hayatın her alanında halkın manipüle edilerek, yaşamlarının dizayn edilmesinde, Ankara ile aradaki tek köprü oldukları da bilinen bir gerçektir.
…
Bekir Rıfat Pekmez, tek parti döneminde Akçakoca’nın en etkin siyasi aktörlerinden birisiydi. Bölgenin tanınmış köklü ailelerinden birine mensup asker kökenli yerel bir esnaftı. Diğer yandan da İsmet İnönü’nün buradaki eli ayağı, kulağı, siyasi temsilcisiydi.
Yerel halk Akçakoca ahalisi fındıkla, tarımla, yerel zanaatla uğraşırdı. Rıfat Bey de fındık ticareti yapardı.
Rıfat Pekmez ile İsmet İnönü’nün arasındaki ilişki şahsi bir bağ değildi,
Rıfat Pekmez; hiyerarşi gereği CHP’yi taşrada yani Akçakoca’da ayakta tutan, onu temsil eden ona meşruiyet sağlayan bir görev üstlenmişti, ona böyle bir misyon yüklenmişti.
Yerelde sevilen sayılan bir büyüklüğü vardı, saygın bir eşraftı.
Tek Parti ideolojisinin Akçakoca’da da ayakta kalmasını ve sürdürülmesini isteyen Ankara Rıfat Pekmez’e partinin kurumsal ve sınıfsal bağlarının güçlendirilmesinde köprü olma vazifesi vermişti.
Ülkemizin gururu olan edebiyatçılarımızdan Rıfat Ilgaz, 1934-1936 yılları arasında Akçakoca'da ilkokul öğretmenliği yapmıştı. Ilgaz, Akçakoca’daki günlerini ve o dönemdeki gözlemlerini Sarı Yazma adlı romanında kaleme aldı.
Kitap, tek parti dönemini ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki taşra sosyal yaşamının modernleşme gayretlerini, özellikle de Cumhuriyet Balolarındaki atmosferi çarpıcı bir şekilde yansıtırken; taşradaki güç dengelerini ve Ankara hükümetinin taşra toplumu üzerinde nasıl ve kimler aracılığıyla etkili olduğunu tüm açıklığı ile çarpıcı bir şekilde anlatmıştır.
…
O günlerde birçok yerde olduğu gibi bizim kasabamızın yerel siyasetinde de Kent eşrafı, yerelin önde gelen aileleri, armatörler, toprak sahipleri güçlerini korumak, büyütmek devam ettirmek için CHP ilçe yönetimlerinde aktif görevler almışlardı.
Halkevleri, dönemin en güçlü sosyal ve kültürel merkezleri haline getirilmişti.
Okuma yazma kursları, tiyatrolar, balolar, bayram kutlamaları Halkevlerinin yönetim ve gözetiminde yapılırdı.
Hal böyle olunca, tek parti dönemindeki CHP ilçe başkanının ya da kasabadaki parti temsilcisi, yereldeki kültürel ve sosyal yaşamı doğrudan denetler, kontrolü altında tutardı. Tüm etkinlikler onun, onların isteklerine göre şekillenirdi.
Yani tek parti döneminde Ankara’da tek adam vardı, taşrada da onun tek adamları vardı.
O dönem öyle bir dönemdi.
…
Tek partili dönemden çıkıldıktan sonra ülke genelinde olduğu gibi bizim oralarda Demokrat partinin mutlak hâkimiyetine girmişti.
Merkez sağ yönlerden esen siyasi rüzgârlar, yerelde de genelde de etkisini ve hızını çok net hissettirmişti.
54 yılından 60 askeri ihtilaline kadar kasabada Belediye Başkanlığı koltuğunda Demokrat partinin adayı Kamil Erdem vardı.
60 İhtilali’nin ardından teğmeninden binbaşısına kadar kimisinin 3, kimisinin 7, kimisinin ise 40 gün aralıklarla 7-8 askerin belediye başkanlığı koltuğunda oturup heveslerini aldıkları o geçiş dönemi bitti.
1963 yerel seçimleriyle birlikte, Demokrat Parti'nin devamı olan Adalet Partisi’nin kasabadaki adayı Dündar Güçeri Belediye Başkanı seçildi ve tam 10 yıl boyunca kasabanın belediye başkanlığını yaptı.
Dündar Güçeri kasabanın Merkez sağ siyasetine damga vurmuş önemli siyasi figürlerinden birisi olup, Doktor Musta Beyin iki oğlundan biridir. Bir diğer oğlu da Elektrik Mühendisi Şinasi Güçeri’ dir
Dr. Musta Bey (Mustafa Güçeri) zamanın kasabasının önemli isimlerindendir, 1916 yılı sonrasında Kdz Ereğli Devlet Hastanesi adını alacak Ereğli Memleket Hastanesinin Baş Hekimlerindendir.
Oğul Güçeri’nin 60 ihtilalinden sonra kasaba siyasetinde ve kasabalının üzerindeki etkisini anlayabilmek ve anlatabilmek için şunun bilinmesinde yarar vardır.
Dündar Güçeri 1963 yılında yapılan yerel seçimlere Adalet Partisinin adayı olarak girmiş Belediye Başkanlığını kazanmıştı.
1968 yılındaki yerel seçimlerde ise Adalet Partisi Genel merkezi Kasabanın Belediye Başkanlığına Nurettin Özcöbek isminde birini aday göstermişti.
Yani Dündar Göçeri’yi aday yapmamış üstünü çizmiş veto etmişti.
O da bağımsız olarak seçimlere girmiş ve kasaba ’nın siyası tarihinde örneğine pek rastlanmayan bir şekilde seçimi bağımsız aday olarak kazanmıştı.
Bu seçimlerin oldukça enteresan bir hikâyesi vardır yazının devamında anlatacağım.
Dr. nasıl bir özgüvene sahip olduysa 1973 yılında yapılan yerel seçimlere de tekrardan bağımsız aday olarak girmiş ama bu sefer Ruhi Cöbekoğlu’na yenilmişti. Bu yenilgi onun siyaset sahnesinden geri gelmemek üzere çekilmesine sebep olmuştur.
Bizim kasabamızın, 1954 ile 1973 yılları arasındaki siyasi, sosyal ekonomik alandaki değişimine ve hızına ülkenin başka bir yerinde pek rastlanmadığını söylemeliyiz.
Kasabanın geçmişindeki kıyı kasabası ve kömür havzası gibi tanımlamalardan çıkıp ağır sanayi kenti kimliğine bürünmesi ile birlikte merkez sağ siyasetten sıyrılıp sol siyasi tercihe nasıl yöneldiğini o günleri yaşayarak gördük biliyoruz.
1965 yılında ülkenin en büyük ağır sanayi tesisinin kasabada faaliyete geçmesi; kültürel, sosyal ve ekonomik dönüşüm ve değişimle birlikte politik açıdan da köklü kırılmalara neden oldu
Fabrikanın açılmasıyla birlikte Adalet Partisi Kasabadaki ağırlığını tüm gücüyle hissettirmiş olsa da kısa sürede işçi yoğun bir kente dönüşmesi, sendikaların devreye girmesi ve ülke genelinde CHP kadrolarındaki değişimin yarattığı sol siyasi heyecan, ülkede de bizim kasabada da etkisini çok çabuk göstermişti.
…
Kadri Yılmaz (Kasabalının bildiği aile lakabı ile Kekecin Kadir) özellikle tek parti döneminde kasabanın siyasi sürecine damga vurmuş, adını yazdırmış bilinen isimlerin en başında gelirdi.
CHP'nin ilk kuruluşundan itibaren, 23 yıl süren tek parti döneminde CHP’nin ilçedeki ilçe başkanı, tek sesi, tek karar sahibi ve devlet bürokratlarının dahi üstünde bir konuma sahip temsilcisi olmuştu.
Tek parti döneminde, partinin taşrada’ ki güçlü isimleri, kendilerini partinin ideolojisiyle, prensipleriyle, partinin tüzüğü ile sınırlamazlar kısıtlamazlardı.
Kendilerini partiler üstü görürlerdi, öyle gösterirlerdi. Örnekleri çoktur.
Temsilcisi veya adamı oldukları parti CHP’ nin dışındaki diğer partilerin üst düzey isimleriyle de çok iyi geçinirlerdi. Onun içindir ki bu gibi kişileri tanımlayanlar giden ağam gelen paşam deyimini çok kullanırlar.
Aklıma gelmişken anlatalım.
Zamanın Adalet Partisi ve ilçedeki ileri gelenleri Ankara’nın yolunu tutup ilçe başkanlarını Genel Başkanları Demirel’e şikâyet etmeye gitmişlerdi.
Demirel, Beyler hoş geldiniz dinliyorum deyince, heyet hemen konuya girip, Beyefendi İlçe Başkanımızdan rahatsızız, seçimlerde belediye meclisinde partimize ama Belediye Başkanlığında Cöbekoğlu’na çalıştığı hakkında çok güçlü bilgilerimiz delillerimiz var demişlerdi.
Demirel tüm sakinliği ile her konuşanı dinledikten sonra,
Her birinin tek tek gözlerinin içine bakarak, Beyler telaşeye gerek yoktur, ilçe başkanımız Ayan Bey gayet başarılı bir arkadaşımızdır, ne yaptığını da çok iyi bilir diyerek, Hazirun’u gerisin geri kasabaya göndermişti.
Bilinen anlamında Kasaba siyasetçisi olmanın öncelikli amacı konumunu sağlam tutmak, gücünü korumak olunca en iyi dostlardan bazıları kendi partinin dışındakiler, hatta rakip partinin genel başkanı bile olabilir.
Kadri Yılmaz’ın en iyi dostlarından biri de Süleyman Demirel olmuştur.
…
Aslında CHP içerisinde gelmekte olanlar 1966 yılından itibaren kendini göstermeye başlamıştı.
Yani, eski nesil tek parti uzantısı kasaba siyasetçileri için sonun başlangıcı Ecevit’in Genel Sekreter seçilmesi ile başlamıştı.
Partinin yenilenmeye gençleşmeye, tek parti kalıntılardan kurtulmaya ihtiyacı vardı.
İşte bu rüzgârı arkasına alan CHP’nin yeni kadroları, kasabada da değişime ayak uydurmuşlar, ilçe başkanlığı koltuğunu yeni sahibine teslim etmişlerdi.
1972 yılında Ecevit’in Genel Başkanlığa gelmesi ve partinin yeniden yapılanmasının sonucunda ilk genel seçimlerden CHP nin 1. Parti olarak çıkması kimseye sürpriz olmamıştı.
Bu değişimle birlikte 1973 yılında Kasabanın Belediye Başkanlığı da kazanılınca parti içindeki ve dışındaki muhalifler, eski alışkanlıklarından sebep partideki sonlarının geldiğini anlamışlar ama kendilerini buna pek inandıramamışlardı.
Onca yılın alışkanlığından kurtulmak kolay değildi.
1968 yılında yapılan yerel seçimlerine döneceğimi söylemiştim dönelim.
Adalet Partisi 1968 yılında yapılan yerel seçimlerde seçimi kazanması neredeyse kesin olan Ruhi Çabukoğlu’nun karşısına bu sefer Dündar Göçeri’yi aday göstermemiş, onun yerine kasaba dışından devşirme ithal bir bürokratı Nurettin Özcöbek isminde birisini getirilip çıkartmıştı.
Seçimlerin sonucunda 60 oy farkıyla bağımsız aday Dr. Dündar Güçeri tekrardan Belediye Başkanı olmuştu. Adalet Partisinin adayı ise CHP nin yarısı kadar oy alabilmişti.
Seçimlerin sonucu belli olunca tüm CHP’liler çok üzülmüşlerdi. İyi çalışmışlardı seçimi kazanacaklarına çok inanmışlardı.
Aslında Dr. Güçeri’nin bu kadar oyu yoktu, Adalet Partisinin aldığı oy da ortadaydı, Sadece 60 oy farkıyla Bağımsız aday seçimi nasıl kazanmıştı?
Ne olup ne bittiğini anlamak için çok vakit kaybedilmedi.
Daha doğrusu bilinen bazı şeyler vardı ama çok fazlada nedir ne değildir diye araştırmaya gerek kalmadan birileri Cöbekoğlu’na olan şahsi kinlerinden sebep seçimlerde partilerine değil de karşısındaki adaya oy verdiklerini, verdirdiklerini gururla anlatmaya başlamışlardı.
CHP’li bilinen bu kişiler Kaneri ağzından Un Pazarına, Hamam arasından Pazaryerine kadar ağzı kulaklarında nasıl kazandık gördünüz mü diye partilerine yaptıkları ihaneti haykırıp havalarını atmışlardı.
Partinin yetkili kurulları derhal harekete geçti, belgeler toplandı, dosyalar hazırlandı partinin disiplin kuralları işletildi. Yani partnin kuruluşundan buyana partili oldukları kendilerinden menkul bu kişilerin CHP ile ilişiklerinin kesilme aşamasına geçildi.
Olay İsmet Paşaya kadar gitti, hatta parti suçu işleyenler eski genel başkanlarından o kadar emindiler ki, parti ilçe başkanının kulağının çekilmesini beklemeye başladılar.
Hala tek parti dönemindeki durumlarının devam ettiğini bu yaptıklarına rağmen devam edeceğini hayal ediyorlardı.
Biz yoksak kasaba da CHP de olmaz diyorlardı.
Gerçekten de İsmet İnönü, durumlarının bir kez daha gözden geçirilmesi, bir orta yolun bulunması talebinde bulundu.
Ecevit talebin muhatabı bile olmadı, İl başkanlığının ve kasabanın ilçe başkanlığının hazırladığı kesin ihraç dosyasını derhal işleme koydu.
Zamanın CHP İlçe başkanı Kemal Anadol, Kadri Yılmaz ve arkadaşlarının parti ile ilişkilerini kestik, daha doğrusu tekrar parti üyesi olamayacakları kesin kararıyla partiden attık dedi.
Kasabada tek parti zihniyetinin son izleri de bu kararla silinmiş oldu.
Nuri Öztürk