Kapıdan içeriye girdiğimde tüm uzuvlarım büyük bir suçluluğun baskısı altında kalıverdi. Başımı kaldırıp da oradakilere bakamadım. İstesen de istemesen de yüze çöküp oturan kızarıklık ele veriyor insanı. ?Ben bu suçu nasıl işlerim? diye dövünsem de, olmuyor. Suç, suçtur? Bedeli de ödettirilmelidir. Hazırım dostlar. Şimdi beni yargılayın! Ve en ağır cezayı gözünüzü de kırpmadan veriniz? Çok yazıp da o dış yüzeyine dev bir tabelasını astıramadığım Atatürk Kültür Merkezi?nde yaşadım bu utancı. Sinemanın giriş kapısının hemen yanında perdeleri örtülü bir bölüm var ya, işte tam orada. Çok sevdiğim ?Başın öne eğilmesin?i içimden mırıldansam da, başım eğildi. Eğdim. Ben eğdim. Suçluluk psikolojisinin eğikliğiydi bunun adı. Kadın erkek her yaştan insan türkü söylüyordu o salonda. Hem de Ereğli türküleri. Bozhane türküsü bile varmış orada öğrendim ilk kez. Kimbilir Bozhaneliler de bilmiyordur. Sözlerinin arasında ?vurdu? ifadesi vardı. Şu anda İstanbul?da hastanede tedavi altında bulunan Alaattin Gelen?i andılar bir ara. O?nun rahatsızlığından öylesine üzgünlerdi ki, verecekleri halk konserinde Alaattin?i aralarında görebilmek için planlar bile yaptılar. O ara, benim de sözlerine katkı vermeye çalıştığım ?Telaşe yok? türküsünü de seslendirmezler mi? Utancım katmerleşti. Başımı öne eğdiniz dostlar..! Halk Eğitim Merkezi?ne tahsis etmiş belediye o alanı. Başta Belediye Başkanı Halil Posbıyık olmak üzere, tüm belediye yöneticilerini kutluyorum yöre kültürüne en azından böyle bir katkı verdiklerinden dolayı. Haftanın her günü dolu dolu etkinliklerin yapıldığı bir alan. Bale de var, Türk Halk Müziği ve Sanat Müziği de. Ah sanat ah?! Topluma karşı yöre kültürümüzü her açıdan tanıtmak gibi bir kamu sorumluluğumuzu savsaklamanın utancıyla, oturduğum yerden usulca göz gezdirdim dostlar sofrasının gönüllülerine. Arasında tanıdık yüzler de var. Öğretmeni, muhasebecisi, esnafı, öğrencisi, ev kadını, emekçisi? Can olup, canları filizlendirmişler. ?Hadi bakalım şimdi çay faslı? diye ara verdiklerinde mahcubiyetin ezikliği içinde sohbet ettim bazı dostlarla. Çay, şeker ve diğer giderlerini ortak karşılayarak kurdukları gönül birliğinde, yeni yeni dostlar edinmenin mutluluğunu okumamak, algılamamak ne mümkün? Aralarında özel bir iletişim kurarak haberleşiyor ve sıra ile de bulaşık yıkayıp temizlik yapmanın paydaşlığında buluşmanın kalitesini soluduğum her anda, suçluluğum artı. Evet, Ereğli?de yaşayan ve bu eşsiz kentin kültürüne katkı verme sorumluluğundaki bir gazeteci olarak sanatsal etkinlikleri daha çok tanıtmalı ve anlatmalıyım okuyuculara. Gazeteler bir belgedir. Üzerinden asırlar geçse de, bir kenardan çıkarılır ve ?şu tarihte şu oldu? diye tarihten bir sayfa olur. Peki biz bugün, gazeteci olarak tarihe ne bırakıyoruz? Birkaç türkü dinledikten sonra ?Daha sonra yine geleceğim? veda sözlerimle ayrıldım aralarından. Bir daha? Ne zaman? ?En kısa zaman? haftaya Çarşamba.