Her şey oradadır.

Orada saklıdır.

Saklılığını kimi zaman açığa vurmasa da, bir konuşturduğunuzda yapının özüne ulaşma şansını bulursunuz.

O ne derse doğrudur.

Olaylar ve yaşam gerçektir.

Sokaktan bahsediyorum.

Bütün sokaklardan.

Sokaklar bizi anlatır.

Bizi ağlatır.

Bizi söyletir.

Bizimle bizi yaşar.

Bizim tüm kahrımızı da çeker.

Sokaktaki insanın sesini duyabilen yetkili veya yetkisizler, kulaklarının işitmeyen yönlerini yeniden keşfederler.

Belki acı gelir.

Belki de çok ağır sözlerle zengindir sokaklar.

Küfürde vardır içinde.

Övgü de.

Çünkü sestir sokak.

Anlamdır.

 

Bir ülkede sokağın gizeminden kaçanlar kendilerini aldatırlar.

Korku saklıdır içinde bu kaçışın.

Doğrularla yüzyüze gelmenin utancı da denebilir bu kaçışa.

Sokak gerçeğin ta kendisi olduğundan acı söyler.

Dost gibi.

Arkadaş gibi.

Sevdalı gibi.

 

Sokaklardan al haberi.

Sen!

Ben!

Öteki!

Ötekiler.

Hepimiz.

Sokağı duymalı ve sokağın sesinden feyz almalıyız aklımızı kullanma yeteneğimizle.

Sokağı anlamamak, sokağı dinlememek, hatta sokaktakilere kafa tutmak, imdat işaretidir.

Ne söylerse sokak doğruyu söyler.

Anlayana.

Bilene.

Bilmesini bilene.

 

Bizlere…

 

 

PAYLAŞIYORUM

 

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivalinin ''Açılış ve Onur Ödülleri Töreni''nde bir konuşma yapan Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği Başkanı Rutkay Aziz'e ödülünü aldıktan sonra yaptığı zımba gibi konuşmada ülkemizdeki ileri (!) demokrasinin fotoğraf karelerini anlatırken şöyle diyor:

 

''Umarım faşizm ve darbe döneminden geçen ülkelerin sinemacıları da bu örneği kendi ülkelerinde paylaşırlar. Dilerim bu ödülü hak etmişimdir. Ola ki moda deyimle 'bir döneklik' olursa, bu verdiğiniz ödülü özgürce geri alma hakkına sahipsiniz. Gerçek sanatçılar ülkesinin ve dünyanın gerçeklerine tanık olmakla yükümlüdür. Benim ülkemde tanık olduğum, hukukun üstünlüğünün yittiği, adaletsiz bir kalkınma girişiminin hızla yol aldığı, parasız eğitim pankartı açan öğrenci arkadaşımın 16 ay hapis yatması... Dünyanın hiçbir ülkesinde kadın, çocuk bu kadar tacize, cinayete maruz kalmıyor. Dünyanın gerçeği, savaş çığlıkları, açlık, işgal, sömürü... Sinema, Şarlo'nun dediği gibi bir barış sanatıdır ve kendi içindeki barış niteliğini koruyarak dünyaya katkı sağlayacaktır.''

 

Bu yazının altına imza atanlardan biriyim.

 

Hatta bu yazıya birkaç ekleme yaparken de, hapisanelerde mahkum gibi yatırılan meslektaşlarımı hatırlatmak isterim.

 

Bu hatırlatma şu veya bu isimle sınırlı da değil.

 

İşi gazetecilik olan ve yazdıkları veya düşünceleri için cezaevlerine tıkılan tüm gazetecilerin yaşadıklarını içimde hissediyorum.

 

Umarım gerçek bir demokrasi ve hukukun egemen olduğu bir ortama kavuşuruz da, cezaevlerindeki meslektaşlarımız da öncelikle eşine, çocuklarına ve sonra da yeniden mesleklerine geriye dönme şansı bulurlar.