UTANÇ BELGESİNİN PULU
Eyüp BEKTAŞ
Tiyatro sanatçılarımızdan biri ile yapılan röportajda ?Biz eskiden başbakanların, parti başkanlarının, siyasetçilerin tümünün çeşitli taklitlerini yapar ve sert bir şekilde eleştirirdik. Hatta taklitlerini yaptıklarımız siyasetçilerde oyunlarımızı izlemeye gelerek onurlandırır ve şakalaşırlardı. Şimdi bunu yapmıyoruz çünkü yapamıyoruz. Bugün bu siyasetçilerin taklitleri yapsak açıkçası canımızdan oluruz. Çünkü hoşgörü diye bir kavram kalmadı? sözlerinin anlamı o kadar gerçek ve önemli ki.
Altı defalarca çizilmeli bu yorumun.
Ve sorgulanmalı.
Neden böyle olduk?
Dün hoşgörü var, bugün ise gerilim.
Dün sanat var, bugün ise baskı.
Dün basın özgürlüğüne en azından saygı var, bugün ise gazetelerin satın alınmaması çağrısı.
Dün gazetecilere iletişim özgürlüğü adına tanınan haklar var, bugün ise mevcut haklara tırpan ve cezaevi yolu.
Dün gazeteciye saygı var, bugün ise meydan okuma.
Dün en azından konuşabilme kültürü var, bugün ise tehdit ve baskı.
Biz böyle nereye gidiyoruz?
Bu gerilimin sonu nereye varacak?
Ve niye böyleyiz.
Siyaset azarlamak mıdır?
Hakaret midir?
Baskı mıdır?
Şantaj mıdır?
Ülkenin önde gelen gazetecilerini gecenin üçünde evinden gözlem altına almak mıdır?
Yargı ve polisteki ifadeleri yandaş medyaya servis etmek midir?
Sanata ve sanatçıya olan bakış açışını, iletişim özgürlüğüne hoşgörüyü olumsuz yönde değiştirerek kim nereye varabilir ki?
Etki tepki meselesi elbette ki bir gün tersine dönüverir.
Yaşam ve süreç kısasa kısas olamaz.
Olmamalıdır da!..
Türkiye?nin dört bir yanındaki gazetecilerden basın özgürlüğüne açıkça yapılan bu saldılar karşısında sesler yükseliyor.
?Susturamazsın!? deniyor.
Gazetecilik mesleğine yapılan bu saldırı hiç de öyle yenilir yutulur değil ki.
Bir ülkenin başbakanı açıkça meydan okuyarak çağrı yapıyor yandaşlarına.
Bu bir adımdır.
Yaygındaki bu restleşme yarın birgün bölgesel ve yerel basına da gelecektir.
Kral böyle ise, kralcıklar kraldan fazla kralcıdır.
Padişah başbakan böyle emrediyorsa, yereldeki keser doğrar.
Vurur öldürür.
Kırar döker.
Paramparça eder.
Kim nasıl kontrol edecek bu durumu.
Ve ateş nereye kadar ulaşacak?
Gazetecilerin can güvenliği ne olacak?
Bu saldırının arkasındaki tek gerçek ?beni eleştirme? ve ?benim açığımı yazma?dır.
Fenerle falan uğraşmayacak basın.
İftarları dokuz sütun manşet çekerek övecektir.
Yağ çekecektir vıcık vıcık.
Yani basın özgürlüğünden yana olan ve liboşluk yapmayanlara yaşam hakkı yoktur.
Oysa basın kamudan yanadır.
Kamunun haber alma hakkına olan saygısı ile hareket eder, etmelidir.
Sayın Başbakanın partililerine yaptığı çağrı, tarihe bir utanç belgesi olarak geçerken, bu duruma iktidar yağcılığı ile sessiz kalanlar da utanç belgesinin pulu olacaktır.
Yorumlar